19:05 Treni

19:05

Her saat bir tren kalkar peronlardan. Bir bilinmezliğe,ağır ağır.Dizel motorunun gürültüsünde bırakır garı.  İçinde yüzlerce umut taşır. Yüzlerce acı,yüzlerce hüzün. Bir yüzün arkasına saklanmış duygular. Bilinmeze yolculuktur her tren yolculuğu. Ne bekler varılacak yerde? Ya da bu tren yapar mı rötar? Kimse bilmez. Kalkışları dakiktir trenlerin varışları ise sembolik. Ama taşıdıkları insanlar gerçektir,bu hayatın bir parçasıdırlar. Acılarıyla,hüzünleriyle,mutluluklarıyla,sevinçleriyle. Kısaca her insani duygularıyla gerçektirler…

Bilmem bu tren nereden gelir nereye gider. Binmek isterim. Sorarım kaptana gider mi buralardan uzaklara,evet diyerek yanıtlar yılların verdiği,tren yollarının verdiği dinginlikle. Tren yolları sessizdir,sakindir. Geçtiği yerlerde belki çocuklar koşarlar arkasından. Belki kimse koşmaz. Usuldan bakan inekleri saymazsak bakanı da yoktur trenlere. Trenler yalnızlık taşırlar. Bir o şehirden bir bu şehire. Yalnızlıklar bavullar dolusudur. Her yolcunun yüreğinin bir yanı doludur yalnızlıkla. Ama özlemse yalnızlığın doldurduğu bardak işte o zaman varış yerinde sevinçler vardır. Sevinçlerin göz yaşları. Ama yoksa o bardak, yani özlenene kavuşma yoksa bir bavulluk yer de onun için açılır. Onun yeri sabittir artık. Nereye giderse gitsin hep o bavulun sahibi mutlak bakar ufka. Bir gün doğumunda yakalar mıyım o sevinci diye. Bir anlık olsa da yakalar bazen. Bir anlık güneşin ilk ışıklarının içini ısıttığını hisseder. Ve sonra yine kara ayaz başlar yürekte…

Tren yolculukları güzeldir. Bir yerden bir yere en yavaş şekilde ulaştırır. Ama en çok insan ve en çok insani duygunun olduğu yolculuklardır. Sabah kahvesini içerken hiç tanımadığın biriyle “Hemşerim nerelisin” sorusuyla başlayan sohbetin keyfi yoktur hiç bir yolculukta. Ve hiç bir yolculuk ikilem yaşatmaz. Hem gitmek hem gitmemek ikilemini. Ağır ağır titretirken rayları tren bir yandan kanatlanıp uçmak ister insan. Bir an önce varayım diye… Bir yandansa ilk garda ineyim geri döneyim der insan… Hele de yalnızlığı doldurmuyorsa özlemin bardağını. Yani yalnızlığı en yakın dostu olanlar içindir bu…

Sordum kaptana gider mi bu tren;beni benden alıp bambaşka biri yapabilir mi diye. Sormaya devam ettim. Peki kaptan,bu tren giderken acılarımı,hüzünlerimi burada bıraktırır mı diye. Sordum hemen ardından. Peki kaptan bu tren gider mi;mutluluğun sahte olmadığı o yerlere doğru… Kaptan çattı kaşlarını. Yak bir sigara dedi. Senin çaren ne bende ne de sende… Bir sigara sonra düdük çaldı yola koyulmuştuk…






Kalem arkası: Tren düdük çaldıktan sonra yetişemedin mi trene,sadece arkasından bakanlardan olursun. Ve hiç bir tren geri dönmez hayatının raylarında. Gitti mi gider…Kıymet bilmeyi bilenlere armağanımdır…Bilmeyenlere ise,garın soğuk bankları armağan olsun…

Share

3 Responses to “19:05 Treni”

  • fersiz:

    benim komşum trenlere takmış kafayı :) ben de bir tren yolculuğu maceramı yazmıştım zamanında,sevemiyorum istasyonları banliyölar bile hüzünlü…trenin çağrışımları hep derin olmuştur…

  • bende hiç tren yolculuğu yapmadım… garda arkadaşımı yolcu ettim ama… bendede hüzünü çağrıştırmıştı…

    Bu sabah fotoğraf dünyam adlı fotoğraf bloğumu başka bir adrese taşıdığıma dair bir yorum yazmıştım… Şu an o yorum için pişman oldum… Yazdığın o yazıya saygısızlık olarak düşünmemişsindir inşallah. Özür dilerim… Sen duygularını, düşüncelerini yazıyorsun altına yorum olarak bir adres yazıyorum… Şu an büyük bir kabalık yaptığımı anlıyorum… Tekrar özür…

  • Yok önemli değil. :) Öyle de düşünmedim. Aklımın ucundan bile geçmedi…

Leave a Reply

Arşivler
Haberler