Acaba?!…
Uykusuz gözleriyle izledi gün doğumunu. Güneş karşıdaki dağın ardından savurdu gökyüzüne doğarken kızıl boyasını. Gözlerine kan oturmuştu. Bu kadar uykusuz kalmanın sonucu da buydu zaten. Sabaha kadar içtiği kahvenin ve de sigaranın haddi hesabı kalmamıştı. Bir şeyler yapmalıydı. Gece boyunca sadece bunu düşünmüştü. Gitmek zor olaydı kendisi için. Ama bir seçim yapmak zorundaydı. Ve seçimini gitmekten yana kullanmıştı. Seçimine kimseyi ya da hiç bir şeyi karıştırmamıştı. Yani kısacası dış etkileri olmayan bir seçim yapmıştı kendince. Seçim sonucunda da istiyordu. Etkisi olmasada sonucunda olmasını bekliyordu. Her ne kadar olmayacak bir dua gibi görünse de istiyordu. İstemenin bir maliyeti yoktu. Nasreddin Hoca’nın göle maya çalma mantığı ile hareket ediyordu. Ya tutarsa. Biraz ütopik, biraz optimisti bu yüzden. Her iş olacağına varırdı ya bu da öyle olacaktı görünürde. Pekte sevmezdi birşeyi oluruna bırakmayı. İlk defa böyle davranmanın huzursuzluğunu taşıyordu biraz. Su ısıtıcısının sesiyle düşüncelerine ara verdi. Ve mutfağa yönelip yine kahve koydu kendine…
Tekrar cam kenarına geldi. Kahvesinin yanına bir de sigara yaktı. Ne de güzel gidiyordu sabah sabah bu ikili. Sonra daldı yine düşüncelerine. Acaba dedi olsa nasıl olurdu. İyi olmaz mıydı ki? Olurdu. Anlaşırlardı da. Ne var yani ha sevgili olmuşsun ha arkadaş. İkisinin arasındaki fark yan yana oturabilmek mi diye düşündü. Bu düşüncesine kendisi de güldü. Çünkü saçmalamıştı. İkisinin arasındaki fark büyüktü. Birinde yürekler atardı birlikte ama ne yazık ki arkadaşlıkta bunlar olmazdı. Ama ne güzel şeymiş dedi sevmek. Sevebilmek. Hiç dokunamasan da bir sevgili gibi uzaktan sevebilmek güzel duyguymuş dedi. Uzunca süredir tattığı bu tadın farkına daha yeni yeni varıyordu. Biraz daha tatmak fena olmazdı hani. Ama ya bu sevgiyi taşıyamazda bana zarar vermeye dönerse diye düşündü içinden. Sonra düşündü. Zaten gidecekti. Ona özlemi hiç bir zaman tattırmazdı bu yüzden kendisine de zarar veremezdi. Hani tamam anlattı bir kaç bir şey o güzel gözlü kıza ama anlattıkları anlatmadıklarının yanında devede tüy bile değildi. Nedeni de belliydi,anlatsa ne olacak anlatmasa ne olacak. Anlatırsa riski büyürdü belki bir daha yüzüne bile bakmazdı. Bu riski alacak kadar da cesaretli değildi. Öte yandan belki anlatsa belki bir şeyler olurdu ama o kararını çoktan vermişti. Bavulları hazırdı gitmeye. Özlemi tattıracak kadar sevgisi ufakta değildi. Kaderde zaten varsa birliktelik ha bugün ha yarın olmuş olur diyordu kendince. Hem böylesi belki daha iyi olur,birbirimizin kıymetini anlarız diye de düşünüyordu. Hoş bu kadarına gerek var mıydı orası farklı bir konu ya… Kahvesini bitirdiğinde güneş çoktan doğmuştu. Bir sigara daha yaktı…
Yatak odasına girdiğinde saat neredeyse öğlene geliyordu. Yatağına uzandı. Tavana bakıyordu. Bir yandan da düşünmeye devam ediyordu. Soruların ardı arkasaı kesilmiyordu. Ne olacak böyle dedi içinden. Acaba birlikte olabilecek miyiz vakti zamanı geldiğinde dedi. Beklentisi gerçekleştiğinde acaba iyi olacak mı? Acaba… Acaba… Acabaları düşünürken uyuya kaldı.
Kalem arkası: Acaba?!…
Çok yakın olunca büyü bozulabiliyor bazen,iyi si mi,sen yakın,ben uzak durumu
Belki de. Ama belki de değil…