Aidiyet…

Aidiyet. Ait olma durumu sözlükteki anlamı. Bir yere ya da bir kimseye ait olma. Bugünlerde kendimde aradığım bu duygu. Kayıplara karışmış. İçimdeki karanlıklar ülkesinin karanlık sokaklarında kaybolmuş. Ait değilim hiç bir yere ya da hiç bir kimseye. Ait olmak istediğim yerler var. İnsanlar var. Ama bugünlerde o yerler ve o insanlar hiç yardımcı olmuyorlar bu duruma. Ne yaşadığımı anladıklarını sansalarda anladıklarının yaşadıklarımla uzaktan yakından alakası olmadığını görüyorum.
Korkunç bir durumdayım sanırım. Ne durduğum yere aitim ne de gitmeyi planladığım yere aitim. İşte bu yüzden mutsuzum. Ait olmak istediğim yer farklı sanırım. Ait olmak istediğim insana işe ulaşamıyorum. Kısacası tüm yollarım tıkandı. Var çıkar sanırım bir yol. Ama bu duygu,ait olamama duygusu ise tarif edilemez bir yalnızlığı hediye ediyor bana bugünlerde. Kalabalıklar içerisinde yalnız yaşamak. Kimseye dokunmadan yaşamak. Yani durumumu şöyle izah etmek istiyorum. Bir yere gidiyorsunuz. Tanıyorsunuz herkesi. Hatta koşa koşa gidiyorsunuz. Sabahtan herkese günaydın diyerek iş başı yapıyorsunuz. Öğle tatilini beraber geçiriyorsunuz. Kakara kikiri muhabbet. Sonra tekrar iş başı. Bir diğer durum yani benim durumum da ise,yine aynı ortama gidiyorsunuz. Ama bu sefer tanıdığınız belki 3kişi taş çatlasın 5kişi. Onların da konum farklılıkları var. Başka departmanlarda çalışıyorlar. Öğle arasına kadar kimseyle sohbet etmeden işinizi yapıyorsunuz. Öğle arasında o tanıdığınız 3-5kişi de kendi arkadaşlarıyla takılıyorlar. Sizin tanımadığınız. Zaten bilirsiniz bu durumu çağrılmazsınız. Çünkü departman farklı,insan yiyebilirsiniz belki. Ama muhabbete Fransız kalacağınız da aşikardır. Kimse sizi istemez. Bu böyledir birbirimizi kandırmayalım. Sizi sevseler bile onlar onların arkadaşıdır. Siz onun arkadaşısınızdır. Hepte sizinle ilgilenecek değil ya bu 3-5kişi. Sonra dersiniz ki bu durum canınızı sıkar ben gideyim buralardan. Gittiğinizde ise tamamiyle aynı ortam o tanıdığınız 3-5kişi de olmaz artık. Kısacası merhaba,hoş geldiniz,kalabalıklar arasındaki yalnızlığa…
Yaşadığım ve yaşayacağım şey bu lanet kör düğüm. Kör düğümü ben çözebilir miyim? Hayır. Çünkü varolan şartlar bunu getirmekte. Şartları beni tanıyan,beni bilen,bu durumdan biraz olsun haberi olanlar zaten biliyorlar. O şartları burada özetleyebilirim sadece. O şartlar şudur: Yıllar. 3-5 yıl değil. 10 yıl diyelim.
Bu yüzden mutsuzum. Bulunduğum konumu anlatmama rağmen lütfen artık hakikaten sormayın neden mutsuz olduğumu. Aidiyet duygumu kaybettim. Tek nedeni bu. Ve anladığınızı söylemeyin. Komik oluyor. Anladığınızı sanarken uzaktan yakından anlamıyorsunuz.
Şu sözü unutmayın. Hiç bir yere ve hiç kimseye ait değilim. Ait olmak istediğim yer ve kişi var. Bu da bende gizli kalacak. Çünkü nasıl olsa anlamayacaksınız…
Kalem arkası: Aidiyet duygumu kaybettim. Hükümsüzdür… Dokunmadan yaşarım hiç birinize…
Ben kendini bir yere ait hissetmemeyi doğal buluyorum. Kendimi bildim bileli böyleyim. Ancak şu varki bunu ne kadar az kişi bilse o kadar iyi olur. Sen bizden değilsin diye dışlamak boş beyinlilerin en kolay yapacağı işlerden.
bazen kafamız karışıyor, taşların yerini bulması, neyin ne olduğunu netleştirmemiz zaman alıyor. Sanırım böyle bir dönemdesin. Her şey yerli yerini bulduğunda, her şey daha güzel olur. Eminim.
Kendini bir yere ait hissetmemek iyi olabilir ama acaba ne kadar daha böyle gidebilir? Durulma zamanı geldiğinde,şahsım adına geldi,bir yere ya da bir insana ait olmayı istemek mantıklı değil mi ki? Ne zamana kadar sürer bu seferi yaşam?
Ben hep böyleydim. Mutluyum da bundan. Bir yere bir gruba bir topluluğa uzun süreli abğlanma ihtimali beni çok korkutuyor. Ben yarın ne olacağını bilmezken kendimi körü körüne birilerine, düşüncelerine, insanların iki dudağının arasından çıkacak kelimeye bağlarsam kenidme haksızlık ederim gibi geliyor bu ülkede. Herkes, herşeyi her kurum gayri ciddi iken benden nasıl bi aidiyet bekleyebilirler ki bunu kabul edemedim hiç.