Aşk Acısı…

Tek nefeste çekti sigarasının son kalan kısmını. Ciğerlerine dolan dumanı boğdu yüreğindeki hüzne. Duman daha bir kara çıktı dudaklarının arasından. Gözleri çoktan dalıp gitmişti uzaklara. Şehir daha bir karanlıktı. Uzakta parlıyordu araçların ışıkları. Yıldızlardan da parlaklar diye geçirdi içinden. Biten sigarasını attı uçurumun kenarından. İzliyordu Ankaranın o soğuk sokaklarını. Buz tutmuş şelalelerini, hafif karlı çatıların kiremitlerini. Kafasını kaldırıyordu belki bir yıldız görebilirim umuduyla ama nafile. Yıldızlar çoktan küsmüşlerdi bu şehre. Bir an olsun hatırladı sahil kıyısında uzanıp yıldızları seyrettiğini. Ne güzel ışık saçıyorlardı. Güneş gibi değildiler ama güneşten daha özeldiler onun için. Bir de ayağına değen dalgalar vardı ki, bu keyfi hiçbir yerde bulamıyordu. Özledi. Hem de çok özledi

Özlemi neye ya da kimeydi. En ufak bir fikri yoktu. Beyninde dolaşan binlerce düşünce vardı ama hiç birisi net değildi. Buraya da bu yüzden gelmişti. Belki bir şeyler netleşir diye. Dört duvar arasında, duvarlar gelirken üstüne düşüncelerinde boğuluyordu. Nefes alamıyordu. Bir şey boğazına düğümleniyordu. Açık hava işe yarar diye çıkmıştı zaten evden. Yaradı ama yüreğini halen o el sıkıyordu. Kalbi çaresizce atmak istiyordu doludizgin ama atamıyordu. Bir şeyler kısıtlıyordu onu. Bir sigara daha yaktı. Gözleri dalgındı yine. Dumana boğacaktı bu şehri karar vermişti bir kere

Neye ya da kime göre iyi olmak? Kimseye göreydi aslında ve herkese göreydi. Nasıl hatırlıyorsan öyleyimdir diyordu artık telefondaki sese. Ama iyi ama kötü… Ben senin hatırladığın gibiyim diyordu. Yıllarca didinse de bir kez olsun bir lafı dosdoğru söylemeyi becerememişti, laf ebeliği onun huyu olmuştu. Aslında amacı laf ebeliği değildi ama anlaşılmaktı tek derdi ve bu yüzden lafları dolandırıyor açıklanmamış bir şey bırakmıyordu. Amacı buydu ama kimse anlamıyordu. Belki basit bir şekilde anlatsa anlaşılırdı ama nedenleri açıklamadan sonuçlar kimin umurunda diyordu kendince. Hal böyle olunca genellikle anlaşılamayan bir insan oluyordu. Ya da bıktırıcı bir insan Kimisi ise bu huyuna ayılıp bayılıyordu. Bir türlü anlam veremiyordu. Telefondaki ses sustuktan sonra bunu düşündü. İyi olmak, dürüst olmak, hayat denen olguya ters bir durumdu galiba. Çünkü hayat denen olgu, adil olamayacak kadar yalandı zaten özünde. Ama insan istiyordu bir kez olsun mutlu olabilmek. Yalanda olsa bu hayat mutlu olabilmek

Sigarasının sonuna geldi tüm düşünceleri beyninde dönüyordu. Acaba sonu ne olacak diye soruyordu. Sonunu görebilecek miyim gibi aptalca bir soru sorarken kendini boşlukta hissetti. Yüzünü okşuyordu lisede gördüğü kütlenin limit hıza ulaşması kavramından yola çıkan rüzgâr. Ve sessizce yere çarptığında eylemsizlik kavramının anlamını anladı…

Share

Leave a Reply

Arşivler
Haberler