Bir Yaş Daha…
Uykusuzluk ya da uykusuz olmak zor iş… Herkes uyurken sen uyanık kalırsın. Bu yüzden hep bir yalnızlıkla mücadele edersin. İstesen de istemesen de. Çünkü arayıp sohbet etmek istediğin herkes uyumuş olur. Hatta otobüste bile. Şoför bile uykuya yenik düşebilir ama uykusuzsan yani yıllar önce uykuyla arkadaşlığını bozduysan uyuyamazsın. Acı ama gerçek. Bu yüzdendir hep yalnızsındır.
Nightologist doldurdu işte bir yaşını daha. 2006’dan bu yana uyumadı. Onun öncesinde yani Nightologist olmadan önce de uyuduğu pek söylenemezdi. Uyuyabilmek için az büyük devirmedi. Büyük devrildi Nightologist devrilmedi yeri geldi. O yüzden hiç ertesi gün sendromu yaşamadı. Yıllar geçti,çok şey değişti değişmeyen yine Nightologist’in kendisi,uykusuzluğu oldu. Bir de o karanlık gecesindeki karanlık matemi. Hüznü. Kısacası Nightologist’i Nightologist yapan nedenler değişmedi. Memnun muyum halimden? Eh işte bir şekilde yaşıyoruz. İyi günlerimiz olduğu kadar azdır güldüğümüz günler. Sanırım kader denilen şey bende biraz karamsar,biraz hüzünbaz olmamı istiyor. Pek güldürme gibi bir isteği de yok gibime geliyor. Ne diyeyim. Zaten gidiyorum. Bu saatten k*çına da sokabilir…
Kızgın mıyım? Asla. Artık kızmamayı öğrendim… Hüzünlü müyüm? Her zaman ki kadar… Mutlu muyum? O neydi… Umutlu muyum geleceğe dair? Asla! Asla çünkü yüzmeyi bilen tüm umutlarım zaman içerisinde boğuldular…
Nightologist’in yeni yaşını yine şehirlerarası yolculukta kutluyorum. Pek durduğum yerde duramıyorum. Gidiyorum işte bir yerlere doğru. Ne var beni bekleyen bilmediğim kadar umurumda da değil. Gidelim görelim. Ama bildiğim bir şey var. Hakikaten artık pek sevmiyorum hayatın renklerini. Siyah kadar dürüstü yok. Çünkü siyah asla kirlenmiyor. Siyah hep siyah… Beyaz gibi kirlenip griye dönmüyor. Ya da gökkuşağının diğer renkleri gibi bir bütünden parçalanarak gelmiyor. Siyah yokluğun ve hiçliğin tek simgesi olarak duruyor. Kahpe değil diğer renkler gibi. Kendi rengini göstermek için ışığa ihtiyaç duymayacak kadar onurlu bir renk. Ve her şeyi gizlemeyi çok iyi biliyor. Ya da kendi varlığında yok etmeyi. Bu yüzden seviyorum karanlığı ve siyahı. Matem rengiymiş. Neyin matemi? Sahte ve yalancı diğer renklerin yokluğunun matemi mi?
Dedim ya yazının başında uykusuz olmak zor iştir. Gecenin karanlığı örterken dünyanın üzerini aynı zamanda sessizleşir de. O sessizlikte içindeki hiç duymadığın sesleri işitirisin. Binlerce düşüncenin olduğunu fark edersin. Binlerce yanıtlanmamış sorularının olduğunu fark edersin. Gecenin kollarına bırakırsın işte o anda kendini. O sessizlikte ve karanlıkta tüm düşüncelerinde boğarsın kendini…
Buruk bir yaş günü bu gece. Sıkıcı hiç olmadığı kadar… Hüzünlü… Eli kolu bağlı bir gece bu gece… Sanki hiç sabah olmayacak gibi olanlardan. Olacak sabah elbet olacak. Ama gecede ben ne bırakacağım? Dün sabah ki ben ile bu sabahki ben arasında ne kadar fark olacak? Ne kadar daha hüzünlü, daha umutsuz bir ben olacağım? Ya da tam tersi…Eğer varsa halen biraz ümit… Kıssadan hisse. Nightologist’in yeni yaşı kutlu olsun. Olabilirse… Ya da kutlayan birileri varsa… Yaksınlar bir sigara… Yeni yaşa… Bu geceye…
Kalem arkası: Mutsuz,umutsuz,keyifsiz bir yeni yaş. İyi ki doğdun mu Nightologist?