Uzun süreden beri ilk defa bu kadar sık geldim Ankara’ya. Hatta bu kadar uzun süre kalacağım. Yani en azından plan o şekilde. Ya da görünen mi diyelim. Kaderin insanın önüne ne çıkaracağı bilinmez denir ya işte benim hikâyem de tam burada başlıyor. Az ya da çok beni tanıyanlar hikâyemi bilirler. Hoş tanımakları da çok işe yaramaz, biraz da yaşamaları gerekir benimle ki tam olarak neyi anlatmak istediğim anlaşılsın. Baştan söyleyeyim bu hikâyeden beni tanıyanların haricinde birilerinin bir şeyler anlayacağını beklemiyorum. Ama genel itibariyle bu hikâyede kaderi ve onun getirisini biraz hayat salatası, biraz da safsata ekleyerek anlatmayı planlıyorum. Takip edenler için söylemem gerekirse daha önce okuduklarınızdan farklı bir şey olmayacak. Müşteri velinimetimizdir mantığıyla, bizde yamuk mal bulunmaz laflarıyla devam ediyoruz işte yolumuza…
Geçtiğim birkaç seneyi irdelediğim zaman, ki bu zaman en az 3yıldan başlar, hiç bitip tükenmeyecek sandığım yıllardı. Ne zamana kadar derseniz geçen yılın bu ayları belki de birkaç ay sonrasına kadardır. Tanıştığım insanlardan tutunda bulunduğum ortamın farklılaşmasıyla başlayan bu süreçte bir şeyler değişti. Hani bir nevi ödül mü desek bu olaya tam olarak bilmiyorum ama sanırım o geçirdiğim buhran dolu 3-4yılın güzel hediyesi gibiydi. Aslında işin doğrusunu söylemek gerekirse mekânın değişiminde fayda varmış. Mekân değişince insanın düşüncesi de mekâna göre şekil alıyor galiba. O buhran dolu yıllarımda imkânsız denen olgunun olduğunu düşünürdüm. Neredeyse hayatımdaki her şey imkânsız gibiydi. Ancak işte mekân değişimiyle imkânsızın olmadığını gördüm. İnsanın maddi sıkıntısı olabilir, iş bulur atlatabilir. İnsanın evinde sıkıntısı vardır, komşusuyla ya da ev sahibiyle. Evini değiştirir daha iyi bir yer bulur huzura erer. Ancak insanın içinde bir sıkıntısı varsa, yani aklında ne yaparsa yapsın bazen o sıkıntıyı atamaz. Atalarımızda bu sözü sanırım bir nevi çıkış yolu olarak görmüşler; “Sıkı can iyidir kolay çıkmaz.” Tamamıyla saçma bir laftır. Daha doğrusu ben ona inanıyorum. Kolay çıkar. Çekersin bıçağı, atlarsın camdan aşağı bak nasıl kolay çıkıyor. Demek ki neymiş; atasözlerine güven olmaz. Bu bir kaçıştır kolay yoldur. Ama bu laf yerine her ne kadar bununla ilintili gibi görünmeyecek gibi olsa da şu lafı benimserim; “Doğru olan zoru başarmaktır.” İşte dayanma gücüm yok denen de bir laf vardır ağızlarda. Sıkıntıda olan insanların ağzında… Beni tanıyan tanır ben sağlam alkol kullanan bir insanımdır. Ateist değilimdir ancak nedense bu ülkede alkol alanların hepsi ateist olarak görüldüğü için belirtmek istedim. Bir şeyi çok iyi bilirim ki Allah (c.c) hiçbir kuluna taşıyamayacağı yük yüklemez. Ve yeri geldi mi kulunu sınar. Şimdi anladın mı neden dayanma gücüm yoktur lafına inanmadığımı? Ve asl’olanın zoru başarmak olduğunu? Her neyse ben paragrafın başına döneyim şu buhrandan çıkışıma. Çünkü ismini anmak istediğim birkaç kişi olacak. Ailemin haricinde. (Ailem= Annem, Babamdır gerisi yalandır) Hoş ismini anmak dedim ama burada Ali, Ayşe, Fatma, Hüseyin diye çetele çıkartmayacağım. Üstü kapalı geçeceğim…
Tüm bu olayların, yani buhran öncesinden bahsediyorum, tanıdığım birisi var hayatımda. Söz konusu olan bu kalbi güzel insan, her derdimi dinlemenin yanında, babasının oğlu olmasam da derdime ortak olabilecek ölçüde yardımcı oldu. Ben olsam şöyle yapardım diyerek en basiti. Eee diyeceksiniz ki ulan madem vardı böyle biri hayatında neden buhrana girdin. İşte bazen insan çevresindekilerin kıymetini bilemiyor, bilse de yeteri kadar önem veremiyor. Bir de bu tip insanların huyudur buhran öncesi gelir, sen zaten o yola girmişsindir. Fark edecek durumun yoktur. Ya da aman o çok biliyor, o bilgiç, o bunları yaşamadı ki diyecek konumda oluyorsun. Ben bu konumda o beni anlamıyor diyenler arasındaydım. Ancak anlıyormuş ama benim anlayış kabiliyetim düşmüş ben bunu anlayamamışım. Not: Bu kişiye o kadar mesaj attım insan cevap verir değil mi, buradan huzurunuzda sesleniyorum. Sesime ses ver.
Bir diğer insan ise buhrandan çıkış dönemimde tanıştığım birisi. Moralim bozuk olduğundan dersi asıp limana içmeye gittiğimde; iyi misin Ayhan, geleyim mi, bak çok içme diye arayan birisi. Şu an arzu ettiği şehirde arzu ettiği bir bölümde mutlu mesut okuyor. Ki çevremde görüp tanıdığım, mutlu olmasını canı gönülden istediğim birisidir kendileri. Kendime Not: Uzun süre oldu acilen bir arayıp hal hatır sormalıyım. Evlerimiz birbirimize yakın olduğundan genelde beraber yürürdük, yürüyüş iyidir zekâ açar mantığıyla, uzun soluklu sohbetlerimiz oldu. Bir de sabahın köründe simit fırınından simit peynir alıp kahvaltı yapmalarımızı saymazsak. Hoş bir kere mi iki kere mi ne yaptık tam hatırlamıyorum ama şunu iyi biliyorum simitler soğudu.
Daha yeni tanışmamıza rağmen bana verdiği akıldan, bana yaptığı kıyaklardan dolayı; genelde açığımı kapatmak tarzında, yani kanka, belki bilmediği belki fark etmediği şekilde bana yardımı çok fazla dokundu. Not: Teşekkürler, google huzurunda. Geleceğim tekrar İstanbul’a.
Tabi bunların haricinde insanlar olmadı mı? Oldu ama hikâye bu değil. Aslında hikâye son cümlede yine bütünlüğünü bulacak. Biliyorum uzun, kafa karıştırıcı bir hikâye oldu. Ama ismi geçmeyen tüm herkese teşekkür etmek görevimizdir. Teşekkürler. Ancak burada birisinden daha söz edeceğim bir diğer paragrafta. Ancak onu anlatmak yerine bir olguyu anlatacağım. O zaten kendisi anlayacaktır. Not: Bu ne biçim bir hikaye oldu. 3kişi haricinde kimse anlamıyor gibi bir durum.
Tüm bu süre zarfında tek bir şey öğrendim, çok şey öğrendim de bu en önemlisidir, ki daha öncesinde öğrenmeyi beceremediğim, bildiğim ama uygulayamadığım bir durumdu, o da sabırdır. Şimdi geriye dönüp baktığımda bayağı bir sabırsızmışım. Ve bu yüzden sürekli olarak yeri gelmiş dibe batmışım. Bugünde yaşadıklarımdan sonra insanın eğer kalbi temizse her şeyin istediği gibi olacağını bir kez daha anladım. Her bayramda, her yılbaşında çok gülerek ama az düşünerek izlediğimiz bir tiyatro oyunu vardır. Sen hiç ateşböceği gördün mü adlı tiyatro oyunu. O oyunda Demet Akbağ işe başlamak için başvurduğu müdüre, ki burada o kişi Altan Erkekli’dir, şu cümleyi söyler: “Zoru hemen başarırım, imkansız biraz zaman alır.” Aslında gülünür geçilir ama tam adam akıllı bir cümledir bana göre. Sabretmeyi, Umut etmeyi bilen bir insanın tek diyeceği cümledir. Bir de kalbini temiz tutanın. Bir de Osman Pamukoğlu’nun bir sözü vardır; “Bir iyileşmeden önce her şey kötü olur” diye. Tüm bu umutsal yaklaşımlar bir araya geldiğinde, bir insanda toplandığında o insanın yapamayacağı şey yoktur. Sabır, Umut, İmkânsız demek saçmadır ve Bir iyileşmeden önce her şey kötü olur laflarına inanan, yürekten inanan insan için keder, hüzün ve mutsuzluk gelip geçicidir. İşte o zaman boğulmakta olan imam gibi olursun; ancak sana gönderilen kurtarma ekiplerini kimin işi olduğunu anlarsın.
Kalem arkası: Yeter ki yürekten iste; o mutlaka olur.
Son Yorumlar