Erken Gelen Bayram…
Kapı çaldı,gelen çocuklarmış. “İyi bayramlar abiiiii” diyen birbirinden canlı bakan 5çocuk. Biri çok uyanık. Cin gibi maşallah. Hemen atladı elime “Öpiim abi” diyerek. Çokta şirin. Bir de güzel yüzlü bir kız çocuğu vardı. Utangaç. Bir güzel hepsiyle bayramlaştık. Öyle sevmem ben şekerlikten ellerimle alıp vermeyi. Şekerliği uzatırım çocuklara. Yine öyle yaptım. Avuç avuç aldılar. Utangaç kız almadı bir tek öyle. Tek bir tane aldı. “Alsana” dedim “Annem çok alma dedi” dedi. Gülümsedim, “Hadi al bir tane daha” dedim,aldı ve gitti. Bayramda çocuk olmak farklı bir şey.Kapıyı kapatırken aklıma geldi kendi çocukluğumun bayramları. Öyle kapı kapı gezmedim. Hatta hiç gezmedim. Arkadaşlarım hep gezdiler. Ben çok utangaçtım. Halen daha da öyleyim. Gerçi bu yaşta kapıya gitsem alacağım temiz bir sopadır. O da ayrı mevzu. Hep merak ettim nasıl bir duygudur. Ama dedim ya ben çok utangaçtım. İsteyemez,ilk kapıdan zili çalmadan dönerdim. Ama zevkliydi bayram gezmeleri. Biraz toplu,tamam inkar etmiyorum,kilolu olunca pek bir sevilirdim. “Aman da oğlum yesin benim” diyerek önüme konulan şekerlikler,tatlılar;elime tutuşturulan çikolatalar yüzünden her bayram mide fesatı geçirmeye yaklaşırdım. Ama zevkliydi yine de. Oldum olası da bitteri sevmişimdir. Hafif acı olur. Kakaosu boldur. Son zamanlarda yapılan araştırmalara göre günde 100gr yemek gerekirmiş. Ben çocukluğumda önümdeki 30seneye yetecek kadar yemişimdir. Şimdilik gerek yok. Çocukluğuma dair bir anı var ki o en çok sevdiğimdir. Bayramlaşmalar. Özellikle aile ile olanlar. Mendile sarılı paralar. Koşa koşa bakkala gidip sakız almalar. Ki ben sakız almazdım,gider çikolata alırdım yine. Ama zevkliydi. Mendilde kağıt değil,kumaş olurdu. İçinden artık ne çıkarsa;10binde çıkardı,100binde. Ama o zamanlar büyük paraydı. Kırmızı 20bin liralar yeni çıkmıştı. Hey gidi günler. Bir de köyde bayramlaşmalara bayılırım ben. Camiden çıkılır. Köyün büyükleri durur,herkesin elini öpersin. Hani iyi de bazen eli alnına doğru ittirirler ya,o canımı sıkardı. Hep gözlük kullandığımdan sürekli yamulurdu. Bunu farkedince gözlüksüz bayramlaşır oldum. Ama zevkliydi.Zaman geçti yaş büyüdü. Artık elimize para tutuşturan da yok,çikolata tutuşturan da. Bugünlerde ele aldığımız kredi kartı ekstresi oluyor ki bu pek bayram hediyesi gibi olmuyor. Hani çocukları sevindirmek farklı bir duygu ama çocuk olmak hepsinden güzel bir duygu. Bir de ilerleyen teknoloji yok mu? Yeğenim bile 2kat aşağıdan bayramımı kutlamak için gelmiyor da,msnde ya da sms atarak kutlar oldu. Eh bir de uzaklarda belki de hiç tanımadığım ama çok muhabbet ettiğim insanlar da var. Örneğin burası. Kimseyle yüzyüze tanışamadım. Ama çok konuştum telefonla,smsle,msn ile. Eh hal böyle olunca da sanal olarak sanal çikolatalarımdan dağıtıyorum. Almaz mısınız? Yuvarlakların içinde sos var. Koyu renk olanlar bitter,açık renk olanlar sütlü. Lütfen alın. Evdekiler içinde alın. Çekinmeyin lütfen…
Kalem arkası: Şehir dışına çıktığımdan dolayı biraz erken geldi bayram hediyeniz…İdare edersiniz…
Kalem arkası: Resim bana ait değildir…
ben bir tane açık renkli sütlü olandan aldım:).mmm çok lezzetliymiş ağzımın tadı yerine geldi:)
evden çıkarken posta kutuna bak belki senin için de bir kakaosu bol bitter çukulata seni bekliyordur;)
arzu ettiğin bayramlar seninle olsun:)
bayramlar bayram olsun:)ben de hiç tanımadığın ancak yazılarından seni takip eden biri olarak şimdi bu ikramına maruz kaldım:)…ben de hiç şeker sevmem daima çikolata!beyaz çikolata aldım,teşekkür ederim.
Teşekkürler yorumlarınız için…Tanıyana tanımayana ayrımsız bayramlık çikolatalardı…Afiyet olsun…
benim de kapı kapı dolaşıp şeker topladığım günleri hatırlattınız güzeldi,çikolatadan daha tatlıydı
aslı
Birşeyler hatırlatabilmek güzeldir.:)
seni özledim… hem de çok.. keşke beraber bir kahve içme şansımız olabilse.. sabahları ayılmak için iyi oluyo bunu senden öğrendim.. ii bak kendine..
Sabah ayılmalarına kahve birebirdir…
Özleme ise henüz çare bulunamadı…Özlendiğini bilmek güzeldir ama…Adını bilmesende seni özleyenin…
adını bilmeden özlenmek daha bi başkadır.. yeni denizlerde yeni bir gemiyle ii bir kaptan olman dileğiyle.. hoş çakal
Kim olduğunu anlayabilmek..Anlaşılır olabilmektir…
O kadar güzel bir yazı olmuş ki, gülümseyerek okudum.
Ama tüm bilgiler doğru mu acaba?
Mesela evet, çocuklukta biraz kiloluca, esmerce ve gözlüklüydün sanırım ama pek çekingen denemez. Hatta yaramaz, ağzı da fena laf yapmaz. Gerçi ilkokulda yanına kıvırcık saçlı bir kız oturup da ona kötü yazısını düzeltmesinde yardımcı olmuş olabilir.
Hımm… O yıllara dair hatırlanan az şey yok. Ama o yılların araya koyduğu pek çok şey varmış sanırım…
Küçükken,kıvırcık saçlı kız az mı uğraşmıştı yazımı düzeltmek için. Çekingendim ama sadece dışardı. Çocukluğuma dair anıların hepsi hatırlanır da hatırlatacak bir imge gerekir. Eh sormak lazım o kıvırcık saçlı kıza,nasıl düzelmiş mi yazım?;)
O kadar güzelleşmiş ki hem de, beynimde canlanan o “çekingen”, “bilmiş”, “tatlı” çocuğun bunları yazıyor olmasına hayret ediyorum!
Sadece biçimi değil, anlamı da güzelleşmiş üstelik.
Kıvırcık saçlı kızın çabaları boşa gitmemiş;)
O çocuk çok ağladı,çok sızladı. 2seneyi geçti. Bir başladı Hüzünbaz Satırlar ile. O gün bugündür durmadan,yemeden içmeden,Uykusuz gecelerde,uykulu gözlü sabahlarda… Bilmez iyi mi olmuş kötü mü olmuş. O sadece yazar…Saçmalar…
Geçecek.
Ama yazdığın bu güzel yazılar kalacak.
Sana kalan, daha olgun bir erkek olacak.
Sana üzüntü verenler için acı çekmenin en harika yönü de budur.
Onları, başka herhangi birinin görmediği denli mükemmel görürsün. Sen bu göze sahipsindir.
Unutmaya, acın hafiflemeye ve bir sabah göğsünün üzerinde her zamanki o ağırlık hissi değil de hafiflik hissi ile uyanmaya başladığında ise dünyanın en özgür insanı olursun.
Onun için yazdıklarını buruşturup atarsın ve çok daha iyilerini yazarsın.
Çünkü yazman gereken gerçek şeylerin farkına varmaya başlarsın.
Ama şu da bir gerçek ki, severek ayrılan her insan, aşkı bitse de, o kişiyi bir şekilde özlemeyi sürdürür.
Ama belki de bu, çocukluğunda kaybettiğin ev hayvanını özlemek gibi bir şeydir:))
Evet gerçekten öyledir;)
-ben arkadaşımı uykusuz bırakanlara daha çok şey söylerdim ya, sonraya kalsın-
Ev hayvanlarımı hiç özlemedim. Biraz hümanisttim. Belki de bu yüzden insana verdiğim değerler fazlaydı…Uykusuz kalmak bir yana da anlaşılmamak işte en çok yaralayandır insanı…