Hayal…
Bir hayalim var benim. Paylaşmak istediğim. İçimde saklı tutamadığım…
Bir gün kapı çalsa, hani bende o vakit öyle kimsenin gelmesini beklemiyor olsam. O gelse. Ankara’da kar çok şu sıralar. Şu sıralar olsa. Üşümüş olsa. Merakla kapıya yönelip kapıyı açsam. O gelse. Buyur etsem içeri. Tek bir söz söylese: “Dışarısı inanılmaz soğuk.” Sessizliğimi korusam. Paltosunu alıp assam. Bir çay koysam ocağa. Çayla aram yok, ama o sever. İçini ısıtan bir çay demlesem ona. Ruhunu ısıtan evime soğuktan kaçtığını bilerek. Otursa benden yaşlı kanepeme. Anlatsa bana gününü. Ders çalışmam lazım ama yorgunum dese. Biraz uyayabilir miyim dese, çayını içtikten sonra. Ona eşofmanlarımdan versem. Boyu uzun olur ama bedeni tam olur. Yorgana sarılsa. Omzunu öpen saçları yastığa dökülse. Öyle uyusa. Bende izlesem…
Sonra…
Sonra uyansa. Uykulu gözleriyle sorsa; “çok mu uyudum?” Yanıtlasam; “Hayır sadece bir ömre bedel…”
Ya da sadece sarılsa. Başını dizlerime koyarak uyusa…
Ama…
Ama habersizce gelse…
Sigaramdan bir duman çekerken…
Dumanına hayallerimi iliştirirken…
Ve hepsi bir ömre bedel olsa…