Huzuru Mahşere Kalsın Hesabım…

Hazan

26 yaşındayım. Bir çok okuyucum için çocuk sayılacak bir yaştayım. Çoğu okuyucumla aynı yaştayım ya da onlardan büyük sayılırım. Matematiksel olarak durum bu şekilde…Metamatikten haz etmem,edeni de sevmem. Giriş paragrafından sonra büyük ihtimal yazı inanılmaz bir şekilde uzun,karmaşık ve sıkıcı olacak. Ama bunu bu sefer bilerek yapıyorum. Okumasını istediğim kişi okuyacak mı diye merak ediyorum çünkü. O sevmez uzun ve sıkıcı bunalım yazılarını. :)

Son 1 haftayı geçkin süre boyunca hayatımı inceledim. İlk sorularım ne yaptım oldu 26yıldır. Ne mi yaptım bu koca 26yılda? Basit şekilde anlatmak gerekirse bu hayatın kıçına parmak atanlardan birisi oldum. İlk okulda ali topu at derken sıra arkadaşım ben Uğur Mumcu’nun kitaplarını okuyordum. Hatırlarsınız 15tatil ödevleri vardı o zamanlar. Kitap okuyun,özetini çıkarın gelin derlerdi öğretmenlerimiz. Bende okudum. Sonra sevgili öğretmenim telefon açtı aileme; “Bu özet iyi olmuşta biraz yaşına uygun olsa” dedi. Okuduğum kitapta dün gibi hatırlarım Uğur Mumcu’nun ölmeden önce yazmakta olduğu “Kürt Dosyası” adlı kitaptı. Sonrasında “Uygun” olan bir kitabın özetini çıkardım. İsmi de “Doğmamış Çocuğa Mektuplar” idi. Zora ki eğitimin zora ki kitplarından birisi idi.

Eh benim çocukluğum parmak hesabı ile 90’lı yıllara denk gelir. Tv’larda TRT harici bir kanal yoktu o zamanlar. Ama bir de Türkiye’nin ilk özel kanalı ON açıldı sonradan. O zamanlar kaliteli programlar vardı. Kim kiminle düzüşüyor,Yemek yaptım beğenmezsen zıkkımın kökünü ye tarzında programlar yoktu. Hatta magazin bile yoktu. Kısacası medya tarafından tecavüze uğramamış bir çocukluğum oldu bu sayede. O zamanlar CD’lerde yoktu. Varsa yoksa kaset çalarlar. Bizim aile benim hayatımın içine etmeye karar verdiklerinden olsa gerek o kaset çalarda sabahtan akşama kadar Zeki Müren çalardı. Şimdilerde bakıyorum da kaliteymiş usta bu müzik. Halen daha kulağımda anam ütü yaparken Zeki’ye eşlik edişinin sesi vardır.

Diyorum ya çoğuna garip gelecek bir hayat yaşadım bu zamana kadar. Öyle Türk filmlerine de kanmadım. Ama okudum pembe romanları,kırmızı romanları. O zamanlar inanılmaz derecede okurdum. Şimdilerde anatomi atlası okuduğuma bakmayın siz. Aşkı ve sevgiyi o romanlardan okudum. O romanları yazanların Allah cezasını versin. Hep safsataymış. Ama hamurum yoğrulurken okuduğum için içine işlemiş o duygular. Halbuki şimdi öyle mi?

Değil. İnsanlar iyice garipleştiler. Biz çıkar gütmeyen insanlar yalan olan kesime girdik. Çıkarcılar ise doğru olan kesime girdiler. Yani sen ne yaparsan yap göt olmaktan başka sonucun yok. Sen ne kadar iyi olursan ol,seni nasıl görmek istiyorlarsa öyle görüyorlar lafı doğrulandığı kadar,üstüne bir de sen iyi niyetli olduğun için kötüler ve yalancılar kesimine giriyorsun. Yani gerçek olanlar yalan, yalan olanlar gerçek oldu. Bunları görecek yüreklere mühür vuruldu. Bir garipleşti insanlar. Hemde çok garipleşti…

Dönüp baktım bir kez daha hayatıma bunları yazarken. Ne çok vadireler atlatmışım ve halen daha atlatmaktayım. Büyüdüm mü hemde çok büyüdüm. Hayatın kıçına parmak atmışım bir kere. Bir dans pistinde oynuyoruz hayat ile ben. Her adımını görüyorum önceden. Bu konuda mutlu muyum derseniz evet mutluyum. Ancak bir konu var ki bu kadar görüp hissederken dinlenmemek ve adam yerine konmamak işte o koyuyor adama. Görüyorsun,hissediyorsun üstüne yetmiyor söylüyorsun ama insan yerine konmuyorsun işte adama bu koyuyor. Yahu ne var bir başkasının tecrübelerinden yola çıkarak temkinli olmakta? Yani aptal insan kategorisine girmesen ya. Çünkü başkalarının tecrübelerini yaşayarak tasdiklemek aptallıktan başka bir bok değildir. Ama gel anlat. Anlatmaya kalktın mı senden kötüsü olmaz…

Ne var yani bir insandan nefret etmek kadar doğal bir şey var da,sevmek anormal oluyor? Anemnezimi anlatmıyorum. Okumasını arzuladığım insan anlayacaktır. Söyler misin bana O kişi bundan daha doğal bir şey var mı? Senden nefret etmek doğalken sevmek neden bu kadar anormal? Ben insan değil miyim? Ufak bir soru? Davranışlarından yaptığım çıkarımlar benim dünyanın en kötü insan olduğum yönünde. Peki o zaman neden bu insanla görüşmektesin? Öyle ya da böyle? Boşversene… Dikkatini çekerim bu adam hayatın kıçına parmak attı. İnsanları 1saatlik muhabbetle tanıyor ve hiç yanılmıyor tahminlerinde. Neden bu ayak oyunları ve de bu dans?

İşin anlaşılmayan noktası bu galiba. Çıkarcı bir insan olmamam. Yani insanların çoğu çıkar ilişkilerindeyken benim kel aynak misali olmamdan kaynaklı. Kimisi para,kimisi gönül eğlencesi,kimisi sex ararken,ben bu ilişkiye ısınamadım diye inceden çekip giderken laf arasında ah çıplak bedeninde gezdiremedim ellerimi istekleri yatarken bir kez olsun düşünemeyenin söylemlerinin yalancı olması zaten kaçınılmazdır. Yani düşünsenize bir kere patronun götünü yalarsınız iyi bir mevkiye gelmek için. Sevgilinizin götünü yalarsınız ayrılmamak için ya da sevişmek için. Olmadı mı kibar bir şekilde siktiri basarsınız. Hayat budur. Çevrenize iyice bakın. Sizin başarısız saydığınız insanların bir çoğu dilini birilerinin götünü yalamak için kullanmamışlardır. Onlar onurlarıyla yaşarlar. Alınları aktır. Peki siz neredesiniz? Kendinize bunu sorun. Hocanızın,patronunuzun yahut sevgilinizin kıçını yalayarak geçici mevzularda mutlu oldunuz yahut başarılı oldunuz ne yazar… Siz insanoğluna bahşedilmiş en büyük ve en ağır sorumluluğu anlık zevk için bir kenara bırakmışsınız. Siz insan mı oldunuz bu sayede? Ya da mutlu mu? Size ufak bir hikaye… (Ben aptal olduğum için anca basıyor kafa, bakın daha önce bu hikayeye giriş yapmışım ama anamnez size yine yok… Tıkla da bir zahmet bakıver… )

Benim hayatımda çok önemli olan bir kaç kişiden birisinin hikayesini anlatacağım size. Hani ıssız adaya düşsen 3şey al deseler 3şeyden birisi olur. Ya da ölürken elini tutan insanın kim olmasını istersin diye sorsalar O diyeceğim birisi. Ya da yine ölürken film şeridi geçerken gözümün önünden son olarak O’nun gülüşünü görmek isteyeceğim birisinin hikayesi… Gel zaman git zaman O kişi birisiyle kurdu ilişkisini. Sevmedi,sevilmedi. 1-2 aya kalmadan ısınılmadı ilişkiye bahanesi sürüldü karşısına. Bitti gitti. Bariz çıkardı ilişkisi. Dedim ya çıplak bedeninde dolaşamamıştı elleri O’nun sözde sevgilisinin elleri. Bu hikayede 3kahraman vardı. Birisi bu ikisi 3. kişi ise bendim. Anlatmak bir çare. İnsanlara bir şeyi anlatmak zor zanaat. Hayatı kitapların arasında geçmiş,O’nun yaşı kadar sevgilisi olmuş, ufak bir hesapla 5bini geçkin insanı tanımış birisi olsam da yeteneksiz olduğum bir konu bir şeyi anlatmaktır. Bunu O’na ilk kez anlatıyorum burada. Ama adımın Ayhan olduğundan emin olduğum kadar iyi biliyorum ki yine anlamayacak. Yine kötü ben olacağım. Ve anlamadığı bir nokta ise gün gelecek haklı olduğumu sonuna kadar görecek. Şimdi bana bok atıyor diyecek. Varsın desin. Daha önceki yazılarımda dediğim gibi bok atmak için önce kendi elini boka sokacaksın. Ve aslında kendisi de iyi bilir pek boşa konuşmam. Dediklerim çıkıyorsa bunun tek sebebi var o da bir şeyler bildiğimdir… Ama O’na göre fal baktırmaktır… Neyse…

Gün gelecek bir gün gelecek. Hani o mutluluğun sahte olmadığı günler. İşin üzücü yanı hep O’nunla gelsin isterdim o günün. Hep dualarım o yönde oldu ve öyle de olacak. Ben henüz ölmedim. Ben ölünce umutlarım sönecek. Ama gün geldiğinde ya ben ben olmazsam. En büyük korkum bu işte. O bunu hiç anlamadı. Anlamayacakta. Ne verdiğim değeri anladı. Ne de anlayacak. Bu yüzden bıraktım artık herşeyi. Hesabım kalsın huzuru mahşere. O gün geldiğinde O’na sormayacaklar mı bu adama neden böyle davrandın üzdün diye. Bilmiyordum dediğinde sormayacaklar mı O’na; Sana söylemedi mi,anlatmadı mı yıllarca diye. Görmedim deyince sormayacaklar mı biz sana 2göz verdik bir de gönül gözü verdik diye. Düşünemedim deyince sana varlıklar arasında en gelişmiş beyni vermedik mi diye sormayacaklar mı. Soracaklar. Sorulacağına eminim. Ama o güne kadar bir şey olmazsa kimse benden af dilemesin. Çünkü o güne kadar ben mutlaka demişimdir,anlatmaya çalışmışımdır,göstermek için çabalamışımdır. Üzülmüşümdür. Yüreğim yanmıştır. O gün özür dilemesinler. Affetmeyeceğim. İki elim yakanda olsun denir ya,işte ondan…

Hep farklı yaşadım,farklı hissettim. Ama bir kez olsun çıkar peşinde koşmadım. Harama el uzatmadım. Baba parası yedim yeri geldi ama artık herşey değişti. Babamın aldığı arabanın ve yine onun doldurduğu depoyla hava atmadım. Herşeyi kendim yaptım. Kendi imkanım ve kendi özverimle yaptım. Ben hep farklı oldum. Farklı sevdim işte bu yüzden. Farklı aşık oldum bu yüzden. Elimi uzatamadım bile… Ama değerim… Bunun da hesabı kalsın huzuru mahşere… Bu saatten sonra umurumda değil… Yaptıklarım,yapamadıklarım,arzularım,isteklerim,hüzünlerim,kederlerim,sevdam,sevdiğim,umutlarım hepsi kalsın artık yerin 7kat altındaki hesaplaşmaya…

Fotoğrafın ismi Hazal. Sevgili dostum Barış Kemal tarafından pozlandı. Hazal henüz 19yaşındaydı. Ve sürmezdi ellerine yumuşatıcı kremlerden. Zira hayat yumuşak değildi. Kremle de yumuşatılacak değildi. Elleri bu yüzden sertti kimisine göre. Kimisine göre by-pass’ta çıplak kalbe dokunmak gibi heyecanlıydı. Hazal,henüz 19yaşındaydı. Hayatı ıskalamaya lüksü yoktu. Ama çok kez ıskaladı kimine göre… O hep kötü oldu,doğruyu söylediği için. Yalanlar doğru,doğrular yalan olmuştu bu boktan hayatta. Bir gece aldı ellerini yüzüne. 2 damla yaşla süsledi yumuşatıcız ellerini…






Kalem arkası: Okudun mu? Yahut anladın mı?

Share

3 Responses to “Huzuru Mahşere Kalsın Hesabım…”

  • Nice to meet you.congratulations for all words.

  • fersiz":

    Ayhan uzun süredir yazmıyordun komşucum,olayları falan çok anlamadım ama sen benim komşumsun yalancı,çıkarcı bir insan olmadığını ben de söylemek isterim sorguladığın şey her neyse rahata erersin inşallah…hayatı fazla ciddiye alınca,insanlara özen gösterince bazı talihsizlikler yaşabiliyoruz malesef..

  • ---:

    bir yoruma giriş cümlesi bulamıyorum. sadece… anlıyorum sanırım.
    hep samimi olmaya çalıştım insanlara karşı. bütün ilişkilerimde. içimden geçeni söyledim hep. hissettiğim gibi davrandım. yalancıktan sevmedim kimseyi. sevomuş gibi yapmadım. ‘gibi’ler olmasın istedim. sonunda ne mi oldu??? o çok sevdiklerim beni yalancı, sahtekar, adinin önde gideni ilan etti!
    farklı olduğumu hissetmedim hiç. herkes gibi olduğumu da… hayatın kıçına parmak atamadım. yaşamayı yüzüme gözüme bulaştırdım işte.

Leave a Reply

Arşivler
Haberler