Kader…

Bir günde iki yazı yazmamaya özen gösteririm genelde. Ama bazen öyle şeyler olur ki hayat denen bu olguda; benim gibi bir adam yazmasa çıldıracak gibi olur. Aslında insan hayatının gidişatını dikkatli bir şekilde incelerse önceden olacakları öngörür, öngörüsüne göre de bir olasılık verip ona göre bekler öngörüsünün gerçekleşmesini. Ve ne kadar iyi bir takipçi ise o kadar tutarlı öngörülerde bulunabilir. Aynı bir poker oyunu gibidir hayat. Masayı takip eden kasayı yutar…
Neredeyse bir yıl önce bende bir öngörüde bulunmuştum. Olma olasılığı vardı. Ama çok fazla zayıf bir olasılıktı bu. “Yok artık olmaz” derken de oldu. Yuh dememe yeten bir olay gibi de oldu aslında. Tam nasıl anlatılır pekte bir fikrim olduğu söylenemez. Ama hikayelerin en başıyla ilgili olduğu kesin. Aslında bir nevi pişmanlıkların dile gelmesi. Nedenlerin sorgulanması. “Her nedenin nedeni nedendir” denmiş. Yerinde ve doğru bir söz. Hiçbir şey nedensiz yapılmaz. Bir çiçeğin açmasının bile bir nedeni vardır. Çok fazla bu konuyu irdelemeyeceğim. Esas konuma döneceğim…

Garip bir şekilde kader yine oyununu oynadı. Allem etti,kallem etti. Ama öngörüm gerçekleşti. İyi mi oldu diye şimdi düşünüyorum, sıcak kahvemi yudumlarken. İyi oldu yahu. Kendimle yüzleşmeyi istiyordum. Herşeyden çok istiyordum. Yüzleştim en nihayetinde. Sevindim kendi adıma bir şeyleri geride bırakabildiğime. Sevindim çünkü o bıraktığım şeyler beni yok eden bir hastalık gibiydiler. Sevindim artık ne kendimi ne de başkalarını üzmeyeceğime. Bazı şeyleri aşmış olmama sevindim. İçimde garip bir huzur var artık. Ve en çokta söylediğim yalanlarla yüzleşebildiğime sevindim. Meğerse yalan söylemek ne zor işmiş. Onu taşımak. Sırtımda bir yük varmışta benim haberim yokmuş. Halen daha doğruluğu bekleyen yalanlar var ama saat sabahın beşi. Normal bir insan evladının uyuduğu saatler. Hafif aklından zoru olanların yeni yattığı, benim gibi manyaklarında ulan bu saatten sonra uyunur mu dediği saatler. O yüzden kaldı. Hafif zoru vardı aklından. Geri kalanı başka zaman ki sabahlamalara…

Ama genel itibariyle memnunum. Dünün ve bugünün getirisinden. Birde şu su kesintisi olmasa… Yüzümü yıkayacak su yok. Ne biçim başkent anlamadım gitti. Ama maşallah tüm parklarda yapay şelalerler. Gidip kıçımı orada yıkacağım… :) Neyse…

Şimdi yazarken aklıma geldi. İnsanlar değişemez demişti. Ama görünen o ki değişebiliyormuş. Değişim önemli değil. Çünkü insan dinamiktir sürekli değişir. Önemli olan nereye doğru değiştiğindir. Kendini aşabilmek mi yoksa kendini bok çukuruna atabilmek mi? Kendini aşma yolundaysan devam et durma, yok bok çukuruna doğru gidiyorsan işte o tam anlamıyla yanlış bir yoldur. O öyle bir yoldur ki herşey iyi sanarsın, mutluyum dersin, arkadaşım eşim dostum bol dersin. Ama ne yazık ki o yolun doğru olduğunu göstermez. Kendime bakıyorum da bir zamanlar o yoldan geçmişim. Hatta o bok çukurunun dibini bile gördüm. Ama sağolsun, gerçek dostlarım çekip çıkardılar. O zaman anladım ki doğru yolda ilerlerken gerçek dostların bir elin parmağını bile geçmez. Yılda bir kez bile konuşsan tüm desteği verirler. Bu dostlarıma buradan tekrar teşekkür ediyorum… En zor anlarımda hiç beklemediğim kadar destek verdikleri için…

Toparlamaya çalışacağım yazıyı tekrardan. Dağıldı biliyorum. Ama olsun demek ki yazasım varmış. :) Durum ne kadar öngörsem de genel itibariyle garip. Kronik bir hastalık gibi. Arada sırada yatışıyor. Arada sırada alevleniyor. Öldürmüyor, süründüyor. Ama bu sefer süründürmedi başlangıcında. Genelde daha başında süründürürdü. Tabi bunda ki etki karşılıklı bir şeylerin düzelmesinin istenmesi başrolde oynadığı gibi, yardımcı oyuncu olarak benim de kendimde iyileşmiş olmam oldu. Çünkü bende az değilim. :) Çünkü artık asl’olanın kendim olduğunu çok iyi anladım. Ve kendi huzurum için bir şeylerin farklı olması gerektiğine inandım. Huzur veren herşeye eyvallah, huzursuzluk yaratan herşeye yallah mantığını benimsedim. Ve bunda o kadar ciddiyim ki artık yeri geldiğinde ailemi de bu mantıkla yargılıyorum. Sevgi,saygı tamam da ya bende ki huzur… Asl’olan benim,kralını tanımam… :)

Bir soru soruldu bana bugün. Çok soru soruldu da ben en çok onda takılı kaldım. Neden ikide bir diye bir soru. Neden? Çok fazla nedeni var gibi. Konuşulacak şeylerin bitmemesinden başlar, öc almaya kadar gider, hatta artık düşünmek istemeyeceğim noktalara bile. Kimi noktaları artık kesinlikle düşünmeyeceğim. Zira ne zaman düşünsem başım ağrıyor. En temizi düşünmemek. Umursanmakta olur nedenler arasında, değer vermekte. Belki tüm bunlar gereğinden fazla olabilir. Ama bunun yanıtını şu anda vermek havanda su dövmeye benzeyecektir. Zaman gösterecek bu yüzden o kısmını… Umarım iyi olur… Ama sorunun yanıtı galiba kader yollarımızı kesiştiriyor sürekli…
Konumuz kader idi. İki kelimem var kader içinde… Nasıl bir düzendir ki anlam veremiyorsun yaşananlara. Ve bir kere yaşanmaya başladı mı, önüne geçilemiyor. Ve birbiriyle ilişkisiz noktalardan başlayarak ilişkili noktalaya geliveriyor. Ve sen sadece izliyorsun. Yaşıyorsun. Garip halen daha anlam veremedim… Gerçi geçmişi ancak sorgulayabiliriz. Bahsedilmemiş nedenleri ortaya dökebiliriz. Ama geçmişin getirisi bugünün kaderini anlamak ise bizim aklımızın alamayacağı şeylerdir.






Kalem arkası: Gelene git,Gidene gel demiyorum uzunca süredir. Madem geldin; o zaman hoş geldin. Umarım bu sefer ki diğerlerine benzemez… Uykusuz kaldığıma değsin… :)

Share

4 Responses to “Kader…”

  • O dostlar yok mudur o dostlar..Karanlığın içindeki 100 Watt’lık ampül,Çöldeki “hey maaan,take a drink” diyen barmen gibidirler..Dostsuz bir hayat ha?Ana ölür-baba gider,dost senin akranındır,beraber öğrenirsin hayatı,senin yanlışını o kapatır,onun yanlışını sen.Bazen beraber yanlış yaparsınız.Ama olsun,berabersindir..

    Kader mevzusuna gelirsek..öyle şeyler var ki,dediğin gibi bok çukurunun dibinde buluyorsun kendini..Ama kaderde yazdığı için değil,kaderde böyle bir alternatifte olup,sen gidip en kötüsünü seçtiğin için..

    Güzel yazı agacım

  • Sağol agacım. Dost önemli mevzudur. Kader ise karmaşık mevzudur. Geri kalan her şey seçimdir…

  • Kader…benim en zayıf olduğum konu başlığı ama birkaç şey de söylemek istedim…çok şaşırtıyor bazen hayat bizi,bazen de şaşırtmıyor ama sonunda olması gereken hep oluyor.Zor günler geçirmiş olabiliriz ve tüm bunlar kaderimiz de olabilir…şöyle bir mesele de var ki; dayanabildiğimiz sürece varız…Aşabildiğin konular olmasına sevindim bunun ne demek olduğunu anlıyorum çünkü.

    ne diyelim o zaman var olmaya devam :)

  • Gariptir. Dayanılmayacak şeylerde vermiyor bize hayat. Var olmaya, gülümsemeye devam… :)

Leave a Reply

Arşivler
Haberler