Kırılgan Bir Hayat…
Hayat,kırılgandır. Nerede ve ne zaman olacağını bilemezsiniz. Tıpkı raftan alırken tezgaha düşürüp kırdığınız bardak gibi kırılgan,öngörülemez… Belki en mutlu anınızda, belki en sıkıntılı anınızda. O kırılmayı bekler. Sizin beklemediğiniz anda… Belki ona sarılmaya en çok ihtiyaç duyduğunuz anda kırılıverir… İşin en üzücü yanı ise kıran sizsinizdir. Bunun farkına vardığınız an da sizin kırıldığınız andır. Bu yüzdendir hayatı kırmak aslında kendinizi kırmaktır. İnsan hayatını kırdığı anda kırılabileceğinden çok daha fazla kırılmıştır. Kendi elleriyle, kendi sözleriyle. Yapılabilecek ne vardır ki o saattten sonra. Bardak kırıldıktan sonra bir daha su dolar mı içine? Ama hayat bu işte. Bazen affeder. O bardak hiç kırılmamışçasına olur. Ama bazen o olmaz. Peki ya o zaman ne olur? O zaman işte hayatını kıran bir insanın elinde ne kalır? Hayatı mı? O zaten kırılmıştır kırılacağı kadar. Umudu mu? Onu da hayat yanında götürür. Geriye kalan umutsuzluktur. Geriye kalan vazgeçiştir. Geriye kalan çekip gitmektir…
Şı sıralar kırdım hayatımı. Kendi ellerimle kendi sözlerimle. Ne yapabilirim? Hiç bir şey. Bir çözüm yolum kalmadı. Başıma gelecekleri tahmin ediyorum ama etmek dahi istemiyorum. İleride gördüğüm tek şey bugünden daha fazla acı,daha fazla hüzün. Bugün dünder beter, yarın bugünden berbat…
Aslında bir yol var. Bir çıkış var… Yarının acısı korkutmakta içimi. Yarının getirisinden korkuyorum. Korkaklara yaraşırı yapmak lazım bazen…
Kalem arkası: Hayatımı çok kırdım. Kırdığım için bir fazla kırıldım. Çektiğim acıyı anlatamıyorum… Tanrım yardım et…