Neyi Nasıl Algılıyorsun?

A.Einstein vakti zamanında gerçek göreceli demiş. Halt etmiş. Gerçek göreceli değildir. Sen gerçeği nasıl algılıyorsun mühim olan odur. Şimdi masamda duran sigaramın olmadığını algılıyorsam her ne kadar o benim gerçeğim olsa da genel gerçek değişmez… O sigara orada işte… Bu lafı günlük hayatta insanlar hemen hemen hergün yanlış olduğunu ispatlıyorlar. Ama iş fizik ve A.Einstein olunca Gerçek Göreceli kardeşim diyorlar. Yok öyle yağma! A.Einstein kadar zeki değilim,ondan daha zekiyim. İlanen duyrulur. :)

Bir kaç atasözüyle örnek vermek istiyorum. İnsanlar çiğ süt emmişlerdir. Köşeye sıkıştırdın mı bok üstüne bok atarlar. Diyelim ki dediler sana o.ç diye. Şimdi sen öyle mi oluyorsun? Olmuyorsun değil mi? Ama o öyle algıladı işte. Ya da senin adını küfürbaz, kavgacı diye çıkardılar. Ama senin bu gibi şeylerle alakan yok. Öyle misin, değilsin tabi ki. Tüm mahalle seni böyle bilse kaç yazar. Genel gerçeği değiştirebilirler mi? O onların gerçeği öyle algılamalarıdır. Neden? Çünkü işlerine öyle geliyor… (Parantez içi: Bu uç örnek gibi görünse de iki gün önce ve halen daha süren olayda adım küfürbaz ve kavgacıya çıktı. Öyle miyim size soruyorum…)

Hele bu olay aşk yani sevgi olaylarında daha çok boy gösteriyor. Birini seviyorsun seni hiç sevmiyor. Halbuki bakıyorsun zamanla yahu diyorsun benim belki Brad Pitt tarzı bir yüzüm yok eyvallah,George Clooney tarzı bir karizmam da yok, bunlara tamam da ya gerisi? Senin sevdiğin insanlar,hatta bazen sen yeri geldi mi dünyaları yakarsın sevgin yüzünden o derece sevdiğin insanlardan bahsediyorum, sana yüz vermiyorlar. Sevmiyorlar. Sevemiyorlar…

Düşünüyorsun nerede yanlış yaptığını? Yani sevgi nedir? Nereden gelir,nereye gider diye. Bakıyorsun,izliyor ve de çokça düşünüyorsun. Sadece bu yüzden üzülüyorsun. Sen halbuki çok saf ve çok temiz bir şekilde sevmişsin. Ama sana göre kıymetin bilinmemiş oluyor. Çok üzücü ve çok acı verici bir durumda buluyorsun kendini. Anlıyorum seni,sen sabahlara kadar sex düşünmedin onunla, sen onun gözlerine bakmanın hayalini kurarak geçirdin günlerini, aylarını, belki de yıllarını. Ama karşındaki hiç öyle düşünmedi değil mi? Gözlerinde kendini görmek istedin. Ama göremedin. Ne acı değil mi? Sende yaşadın değil mi? Belki platonik bir aşk yaşadın, belki de bitmiş bir aşkın ardından ağıt yaktın… Halen daha da yakıyor olabilirsin… Benim gibi…

Belki benim yazdığım bu satırları okurken ilk aşkın geldi gözlerinin önüne. Ya da aşklarının en özeli geldi aklına. Keder bastı dört bir yanını yaktın bir sigara. Ya da içeride tv izleyen sevgilin yahut eşinin yanına kalktın gittin… Ya da telefon açtın. Kim bilir senin bu halini… Şimdi soruyorsundur kendine ya da bana neden bunlar oldu ya da bunlar geldi başıma diye. Cevabı basit…

Çünkü karşındaki insanın işine hep bunlar geldi. Sen kanatsız melek bile olsan o seni sevmeyecekti belki. Belki seni sevmesinin sonunda sana kör kütük aşık olacaktı. İşine bir şekilde gelmedi. Belki de aranızda km’ler olduğu için sevmedi,sevemedi seni. Ama her zaman bir neden buldu. Bazen hazmedebildin. Bazen hazmedemedin. O seni nasıl görmek istiyorsa öyle görecektir. Kıçını da yırtsan kanat bulup melek bile olsan o seni hep öyle görecektir. Çünkü işine gelen odur. Hiç bir zaman objektif olamayacaktır…Bunu bak nasıl özetlemiş Nazım baba…

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
Bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
Yani yürekte.

Meselâ bir barikatta dövüşerek
Meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
Meselâ denerken damarlarında bir serumu
Ömek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
Ama o bunun farkında değildir
Ayrılmak istemezsin dünyadan
Ama o senden ayrılacak
Yani sen elmayı seviyorsun diye
Elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
Yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da…




Yani senin anlayacağın iş yürekte bitiyor. Ama kendi yüreğinde. Sana ne derlerse desinler,onların gözünde ne olursan ol,kendi yüreğini bil. Kendi yüreğinde sen daima sen ol. O yüreğe dokunmasın kara. Hep temiz olsun…Bir bu dünya var bir de öte dünya. Kaybetsen de bu dünyada,yüreğin temiz olduğu sürece elbet hesap günü gelecektir. O güne sakla sorularını…






Kalem arkası: Evet, acaip derece çok sevdim,halen daha da öyle seviyorum. Ama ne yapayım. O beni öyle gördü. Hesabım kalsın öte dünyaya. Çok sorum olacak o zamana bıraktığım. Ve zaman uzun diyenler için bir not daha düşeyim buraya… Bu dünya öyle bir dünya ki çoğu şeyin hesabı burada zaten soruluyor. Mevlam görsün diye biz insanlara iki göz vermiş. Görmeyen gözlere,yüreklere Mevlam güç versin…

Share

2 Responses to “Neyi Nasıl Algılıyorsun?”

  • hüzünlendim yaaa….
    bu dünya çok tuhaf çok…
    anlamak, düşünmek, hissetmek için beyin verilmiş ama bir çoğu şeyi idrak edemiyoruz…
    arkadaşım yaa… çok sevip sevilmemek elbet acı veriyor ama acı insanı olgunlaştırıyor (tecrübe ile sabittir).. o seni sevseydi belki mutlu olamayacaktınız… bilemiyorsun ki…
    Rabbim karşına seni hak edecek, seninde onu hak ettiğin birini çıkartsın…(Amin)
    hüzünlendim şimdi…
    sevgiler…

  • isis:

    reinhold niebuhr şöyle demiş:’tanrım değiştiremeyeceğimiz şeyler için huzur,
    değiştirebileceklerim için cesaret
    ve ikisi arasındaki farkı anlamam için akıl ver…’
    şimdi düşünüyorumda ikisinin arasındaki farkı anlamak ne kadar önemli,ben anlayamadım…
    değiştirebileceğimi düşündüm,oysa asla değişmeyecek gerçekler war,en azından ona göre,ve o öyle baktığı için olaya ve asla bir başkasının bakış açısını,olayları nasıl algıladığını değiştiremeyeceğinden kabullenmek zorunda kalıyosun…çünkü sen ne kadar anlatsanda öyle olmadığını o hep doğru bildiğine inanacak,ve bunu değiştirebilecek bişeyde yok bu dünyada…en acıtan yanıda en acımasız şekilde bir yürekten kovulmak oluyor…ama yinede kızamıyorum belki sevilmedin,belki az sevildin,belki haketmedin diyorum içimdeki zühre’ye…
    zühre olmak ayıp değil ya….

Leave a Reply

Arşivler
Haberler