Özürmüş…

ataturk

2.Cumhuriyetçi saros çocukları bugünlerde bir akın başlattı ki akıllara zarar. Ermeni kardeşlerimizden özür diliyormuşuz. Bak sen şu aydınların işine. Neymiş efendim şuymuş: “1915′te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor.Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.” Lütfen ikileyin,ilerleyin…

Sözde aydınlar olunca yapacakları işte sözde olacaktır elbette. Ben şu soruyu soruyorum: “Kardeşim ne yapıyorlardı bizim topraklarımızda? diye. Cevap gecikmiyor “Sen onların topraklarında ne yapıyorsan onlarda onu yapıyordu” Gülümsemekten başka bir şey diyemiyorum. Savaş ulan bu diyesi geliyor insanın desende anlamayacağını bildiğin için susuyorsun. Dedim ya aydınlarımız sözde olunca yaptıkları işte sözde oluyor. Hadi diyelim ki yaptık. Peki bu sözde aydınlarımız bana şunu anlatabilirler mi: “Asala’nın 170diplomatı katletmesini?” Ya da Hocalı katliamını.. Anlatamazlar çünkü onlar 2.Cumhuriyetçiler,saros çocukları… Sizi gidi aydınlar sizi. Size aydın dediğim için vakti zamanında kendimden özür diliyorum. www.ozrunuzu-sikeyim.com adresini size armağan ederek size söyleyeceğim laflarıma burada son veriyorum… Ha bir soru sormak istiyorum: Siz hangi ırktansınız? Türk olmadığınız kesin de… Merak ettim ciddi anlamda.

Bir de son zamanlarda Atatürk devri kapandı lafı çok söylenmeye başladı. Efendim neymiş o 1920li yıllarmış. Yıl olmuş 2008. Bak sen şu akıllara zararlı insana… Dünya globalleşmişmiş. Salak globalin eş anlamı dünyayı belirtir. Yani dünya çapında demektir. Dünya globalleşmiş. Ya ingilicze öğren gel karşıma ya Türkçe…Bu ÖSS sınavı demek gibi bir şeydir. (ÖSS:Öğrenci Seçme Sınavı) Merak ediyorum acaba Atatürk’e bu kadar dil uzatırken,bu kadar karalarken hiç düşünmezler mi Atatürk olmasaydı ne olacaktı diye? Bunun en güzel işlenmiş şekli şu anda sinemalarda “Osmanlı Cumhuriyet”‘i adı altında yayınlanmakta.

Atatürk olmasaydı ne olurdu merak ettiniz mi acaba? Ben hep merak ettim. Bir kere Osmanlı İmparatorluğu olmazdı burası kesin. Çünkü hasta adam denilmekteydi. Ve yurdun dört bir yanı işgal edilmekteydi.

1.Analarımız yine aynı olurdu babamız belli olmazdı ama alayımız renkli gözlü olurdu.

2.Kafadan AB’deydik.

3.Ermeni soykırımı yalanını duymaz olurduk. Zira soykırıma uğrayan biz olurduk. Onu da dile getiremezdik…

4.Müslümanlık bizden uzak olurdu. Ben şahsen ateist olurdum. Sizi bilmem. Sizde en kötü ihtimalle Hristiyan olurdunuz…Ha bir de türban tartışmamız olmazdı. Dedim ya müslüman olmazdık. Hatta haçlı seferlerine katılırdık.

5.Eğitim seviyemiz avrupa kadar olurdu. Zira zaten avrupa çocuğu olurduk.

6.Yemek kültürümüz de fastfood ağırlıklı olacağı için kapıdan giremez,adana,lahmacun,mıhlama falan bunları unutun. Pizza yerdik.

7.Kılıç kalkan,folklor oyunlarımız olmaz,yerine sirtaki yapardık…

…….

Gülsem mi ağlasam mı bilmiyorum. 2.Cumhuriyetçiler,Saros çocukları,Mandaterciler kıskacında bir ülkede yaşıyorum. Kendini özgürlükçü,sosyalist sanan bazı zavallılar ise bunlara çanak tutuyorlar. Sanıyorlar ki özgürlük,hak,eşitlik,adalet bizi kurtarır. Kardeşim,bir kez olsun bize böyle davrandılar mı? Her fırsatta kucağına oturtmak isteyen abd ve onun iş birlikçisi ab ve onların içimizdeki prezervatif dağıtıcı saros çocuklarıyla 2.Cumhuriyetçilerin uşağı olmanın özgürlük,hak,eşitlik,adalet yollarından geçtiğini farkedemeyecek kadar zavallı mısınız? Bunlar iyi düşünceler ama kuklayı oynatan bir oynatıcı olduğunu görmediğiniz sürece buna sadece çanak tutan olursunuz. Yaşasın Halkların Kardeşliği derseniz bu şartlar altında meydanlarda ya da söylemlerinizde karşı çıktığınız emperyalist düşüncelere çanak tutarsınız. Başka da bir bok olmazsınız…






Kalem arkası: Mimlemek istiyorum. Beni okuyup,blogu olan herkesi mimliyorum. Özür dileyen; 2.Cumhuriyetçilere ve Saros çocuklarına,Onların yalakalarına karşı bende bu mim hareketini başlatıyorum. Sizde yazın. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu Türkiye Cumhuriyet’inin sahipsiz olmadığını gösterin onlara. Bizim düşüncemizin ne kadar güçlü olduğunu gösterin…


Dip Not: Okumanızı tavsiye ederim… http://sesliblog.com/ozur-dilesek-mi/

  • Share/Bookmark

7 Responses to “Özürmüş…”

  • en kısa zamanda, uzunca bir yazı yazacağım inşallah.. sonunu da seninki gibi bitereceğim, okuyan herkesin bu konuda bir şeyler söylemesi için..
    sevgiler
    Çilek!

  • Kesinlikle her dediğine katılıyorum, aydın geçinen bunca ismi şuursuzlukla suçluyorum. Mimi aldım en kısa zamanda kendi görüşlerimi yazacağım.

  • SUÇLU BULUNMUŞTUR

    Ben de diyordum ki ortalıkta bir katliam lafı dolanıp duruyor ama bunu ben yapmadım acaba kim yaptı ki? Senelerdir Ermeniler bağırıp dururlar soykırım a uğradık diye; bunu kabul edin deyip bütün dünyayı ayağa kaldırıp dururlar. Kimse ortaya çıkıp da ben yaptım dememişti. Şükürler olsun ki bizi bu dertten kurtaran birileri çıktı ve özür dileyip yaptıklarını kabul ve itiraf ettiler. Ey Ermeniler işte size soykırımı uygulayanlar ortaya çıkıp yaptıklarını itiraf etmiş bulunuyorlar artık gerisi size kalmış bir şey ya affedersiniz ya da gerekeni yaparsınız ama bana kalırsa büyüklük sizde kalsın affetmek her zaman en güzelidir.

    Benim ülkem size hiçbir şey yapmadı hatta yapmış olan birileri varsa da onlar artık burada değiller. Sevgili Atamızın ve Anadolu insanımızın onlara ve diğer büyük devletlere karşı verdiği savaş sonrasında yepyeni bir ülke kurmuş bulunuyoruz.’’Türkiye Cumhuriyeti ‘’

  • Kurtuluş savaşı sırasında da Sözde Aydınlarımız (Halide Edip Adıvar gibi )
    savaşmak yerine Amerika mandasına (egemenliğine ) girmemizin daha doğru olacağını iddia etmişlerdi

  • vladimiri ayakta alkışladım ve alnından öptüm, senide ayakta alkışlıyor ve alnından öpüyorum. mimi aldım, yakındır özür dilemem…

  • ANKA:

    Verdiğimiz huzursuzluk için özür dileriz
    Baskın Oran
    Evet, birçoğunuzu huzursuz ettik, özür dileriz. Çünkü bayramın hemen ardından internette imzaya açılacak şu metni hazırladık:
    “1915′de Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”
    Gelen hakaret ve/veya tehdit mesajlarıyla bayramdan sonra mahkemelerimiz ilgilenecek. Bu meselenin Ermenilik veya Türklük değil, İnsanlık meselesi olduğunu anlamayanlar da ilgim dışı. “Fwd” tuşuna basıp yollanan maket mesaj şöyle diyor: “Gerçekten bir ‘Türk’ olarak atalarımıza, vatandaşlarımıza yapılan bu katliamları görmezden gelen vicdanlarınız rahat mı?” Bir başkası aynen: “[Öldürülen Türklerle] bir kan bağınız olduğunuda unutmayınız.” Bu zihniyetin kısa vadede onması mümkün değil.
    Onun için bendeniz bu yazıyı temelde bir vicdan taşıyan insanların duyduğu huzursuzlukla ilgili olarak yazdım sadece: “Kabul ediyorum, 1915’te üzücü olaylar yaşanmıştır ama bu tek taraflı değildir. Soykırım hiç değildir. Eğer karşılıklı özür dilenecek ise ben varım.”
    Bir diğeri: “Soykırım demekten vazgeçsinler, elin şusu busu meseleden elini çeksin, ben o zaman zorunlu tehcir için Ermeni kardeşlerimden her platformda özür dilerim. Ermeni olayları bir ‘genocide’ değildir, üzüntü verecek katliamlardır. Olmadı mı, oldu. Ama bize de oldu.”
    Ermeniler de Müslümanları öldürdü
    Temelde doğru. Ben bunu Taşnak yayınlarına (Armenian Weekly, Asbarez, vd.) Temmuz 2008’de verdiğim röportajda söyledim (ayrıca bkz. Radikal, 17-20 Ağ. 2008). Tabii, ne ölçüde “karşılıklı” olduğu biraz tartışmalı. Bu tartışmaya önce “toplu öldürme” kavramını tahlille başlayalım. Dünya yüzünde bu 3 temel biçimde olmuştur:
    Durum I: Bir devlet içindeki farklı gruplar/halklar birbirini öldürür. Üzücü olmakla birlikte bu durum izah edilebilir bir durumdur.
    Durum II: Bir devletin halkı yabancı bir devlet tarafından öldürülür. Bu da izah edilebilir bir durumdur ve normalde “savaş” adı altında vuku bulur.
    Durum III: Bir devlet kendi azınlık grubunu/halkını bizzat öldürür veya öldürülmesine göz yumar. İşte bunun izah edilebilecek tarafı olamaz. Çünkü Devlet denilen kurumun tek bir varlık nedeni vardır: Vatandaşını ölümden korumak.
    Şimdi devam edelim. Azınlık Ermenilerin de çoğunluk Müslümanları/Türkleri öldürdüğü görüldü. 3 farklı dönemde:
    1) 19. yüzyılın son çeyreğinde. Şöyle: 1806-1847 arası isyan eden Kürt beylikleri dağıtılınca muazzam bir otorite boşluğu doğdu. Kabak, doğrudan Doğu Anadolu Ermenilerinin başına patladı: O zamana kadar her yıl altın yumurta (haraç) toplamakla yetinen beyler yok olunca Kürtler tavuğu kestiler yani bölge ekonomisinin yegâne direği Ermenileri yağmalamaya ve öldürmeye başladılar. 93 Harbi’nin azdırdığı “Gâvur’un malı helâldir” ortamında bu yağmaya bir de Şeyh Şamil’in 1859’da Rusya’ya yenilmesinin ardından Anadolu’ya perperişan gelen Kafkas mültecileri katılacaktır.
    Devlet oralı olmadı çünkü zaten 1839 Tanzimat’ın gayrimüslimleri eşit ilan etmesinin büyük tepki yarattığı bir ortamda Müslüman’a karşı gayrimüslim’in haklarını savunacak değildi. Tuzu kuru İstanbul Ermenileri ve Patrikhane de kulaklarını tıkadılar.
    Sonunda, D. Anadolu Ermenileri canlarının çaresine silahlanarak baktılar. İlk Müslüman öldürmesi budur. Yani, Durum I. Tabii, devlet baskısı altındaki bir gayrimüslim azınlık, Halife’nin yönettiği Devlet desteğindeki Müslüman çoğunluk’u ne kadar öldürebilirse, o kadar. Bunun ne kadar “mukatele”, yani “karşılıklı” olduğunun takdiri size ait. Ama en hafif yorum herhalde şu: “Millet-i Sadıka” durup dururken patlamadı.
    Dahası, Devlet bu çatışmayı engellemediği oranda, Emperyalizm enfes bir müdahale olanağı yakaladı. Olay bundan sonra Durum I’den derhal Durum III’e dönüşecektir, çünkü kendi sebep olduğu Batı müdahalesinden ürken Abdülhamit, Kürtleri Hamidiye Alayları adıyla Doğu Ermeni köyleri üzerine gönderecektir. Aynen, 5 Numaralı Diyarbakır Askerî Cezaevi’nin yarattığı PKK’ya karşı devreye sokulan Hizbullah ve Köy Korucuları gibi.
    2) Birinci Dünya Savaşının sonunda. 1915 yapılıp bitirilmiş, Anadolu Ermenilerden “temizlenmiş”tir. Ermenistan Ermenileri intikama girişirler: Durum II. Kazım Karabekir Paşa hemen müdahale edecektir.
    3) 1973-1985. ASALA 43 Türk diplomatını katleder. Amacı, unutulmuş 1915’e dikkatleri çekmektir. Çeker de. Türkiye başta, herkes 1915’i ilk defa öğrenir.
    Gelelim 1915’e
    1915 ise tam tamına bir Durum III. Bu nedenle de rezaletin son perdesi. “Ruslara yardım etmemeleri, orduyu arkadan vurmamaları için cepheyi temizledik” diye kendimizi aldatmayalım hiç. Kastamonu ve Bursa da mı Rus cephesiydi? Ya Tekirdağ ve Edirne? İttihat-Terakki’nin Derin Devlet’i olan Teşkilat-ı Mahsusa’nın katilleri Ermeni vatandaşlarını Trakya’dan bile kaldırıp Suriye çöllerine yani savaş cephesine sürdü.
    Kadın ve çocuklar da mı orduyu arkadan vuruyordu? Birkaç bin komitacıyı vurmak yerine Anadolu’nun 1,5 milyon Ermenisi etnik-dinsel temizliğe uğratıldı. Bırakın öldürüldüler mi yoksa yolda soğuktan mı öldüler’i. Tek şeye bakın: Anadolu’nun bu otokton (yerli) insanları elli beş bin kişi kaldı bugün. Gerisi Almanya’ya çalışmaya mı gitti? Bütün dünya biliyor bunları, bir tek biz duymak istemiyoruz.
    Geçen gün Ankara’daki diplomatik çevrelerde laf arasında duydum: “Yargıçlarınızı AB hukuk uygulamasını incelemek için davet ettik, pasaportları olmadığını öğrendik”. Çoğu hiç yurt dışına çıkmamışlar. Özellikle merak ediyorum epostayla bana siyaset bilimi öğreten “gençler” acaba hiç yurt dışına gittiler mi. Orada hiç Ermenilerle konuştular mı. Yoksa her şeyi Türkiye’de “tahsil” alarak öğrenme sonucu mu “biliyor”lar. Hey gidi, “Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür” diyen Sakallı Celal.
    Ermenilerle konuşsalar; dedeleri nereden sürülmüşse oranın köylü Türkçesini kullandıkları gerçeği dışında, bu insanlarda 2 şey onları şoke edecektir: 1) Türk devletinin İNKÂRI onların ulusal kimliğinin tek belkemiğidir; 2) Sırf bu İNKÂR yüzünden “Soykırım” kelimesi onların tek tatmin biçimidir.
    Onun içindir ki şimdi diasporanın şahin olanları bizim bu “Özür” işinden pek hoşnut değil. Hatta, bir biçimde sabote etmek isteyenleri de çıkabilir. Çünkü bir kere, Türkiye insanına “Senin deden Nazi’ydi!”den başka hiçbir şey söylemeyen “soykırım”ı kullanmıyoruz, bu kelimenin büyük PR (halkla ilişkiler) kolaylığı sağladığını keşfetme öncesinde Ermenilerin kullandığı “Metz Yeğern”i (Büyük Felaket) kullanıyoruz. İkincisi, 1915 rezaleti inkâr edilmeyince Ermenilerin tahrik edilme katsayısı düşüyor. Fakat bizim derdimiz değil bütün bunlar. Bunları söyleyişimin tek sebebi, bizdeki “tahsil” almışların ne yapmakta olduklarını kendilerine göstermek.
    Bizim derdimiz, sabah kalkınca aynaya bakabilmek. 85 yıl geç kalmış bir işi artık başlatmak. Devlet’in Ermenistan’la nihayet normal ilişkiye geçme sürecine paralel olarak Ulus’un 85 yıllık “tahsil” yüzünden düştüğü bu vaziyeti sona erdirmek. Geçmişimizle nihayet yüzleşerek özgürleşmek.
    Çünkü kendi geçmişimle yüzleşmeden ben başkalarına hesap soramam. Ancak bundan sonra sorabilirim diasporanın şahinlerine: “Niçin Ermeni komitacıların D. Anadolu’da yaptıklarını kendi halkınızdan sakladınız?” Çünkü benim o röportaj çıkınca mektuplar geldi: “[Yüzyılın son çeyreğinde] Ermenilerin Türkleri öldürdüğüne dair hiçbir örnek hatırlayamıyorum. Bu vaatler ve sözlerle dolu bir dönemdi. En başta, birilerini öldürebilmeleri için silahlanmaları lazımdı ve silah falan taşımıyorlardı.” (Radikal, 19.08.08). Ulusalcı kardeşlerim, gördünüz mü milliyetçinin “bilmesi” nasıl bir şey? Gördünüz mü “tahsil”i? Gördünüz mü kendinizi Ermeni aynasında?
    Özür Kültürü’nü yerleştirmek zordur
    İşimiz çok zor. Çünkü “Müslüman mahallesinde salyangoz” satıyoruz. Öyle bir mahalle ki, her şeyden önce “Özür Dileme Kültürü” yok; sadece “Otomatik Savunmaya Geçme Kültürü” var. Sen otururken gelir ayağını ezer, bırakın özür dilemeyi, hayretle baktın diye bir de suratına dik dik bakar. Asansöre girer, bırakın günaydın demeyi, yüzünüze bakmaz ve çıkacağı kata kadar da mecburen havaları seyreder.
    Böyle bir mahallede “Özür Diliyoruz”. Ankara’ya kaçan 1915’in Muhacirin Umum Müdürü Şükrü Kaya’yı dahiliye vekili, Tehcir’in ünlü Bitlis ve Halep valisi Abdülhalik Renda’yı TBMM reisi yapmış bir ülkede. Talat Paşa’nın adını en geniş bulvarlara vermiş ülkede. “Anadolu sermayesi”nin Ermeni mallarına konarak oluştuğu bir ülkede. Kurtuluş Savaşı’na bu malları geri vermemek için katılan aşiretlerin ülkesinde. Millet-i Hakime zihniyetinin gayrimüslimleri hâlâ ikinci sınıf hatta tehlikeli saydığı ve hâlâ öldürdüğü bir ülkede. Nihayet, ASALA cinayetlerine kadar bütün bunlardan tek kelime duymamış ülke burası. Aynen, PKK saldırılarının 1984’te başlamasına kadar Kürt sorununu duymadığı gibi.
    Oysa, farkında mısınız, Özür Dileme Çağı geldi: İspanya’da savcı, Franco dönemini soruşturmaya başladı (Bianet, 17.10.08). ABD Kongresi, 1908’de kazandığı ağırsıklet şampiyonluğu ırk yasaları yüzünden geri alınan Siyah boksör Jack Johnson’dan özür dileme tasarısı hazırladı (Taraf, 29.09.08). İngiliz Kilisesi Darwin’den özür diledi (Radikal, 16.09.08). İtalya, 1911-47 arasındaki sömürgecilik için Libya’dan özür diledi (Radikal, 31.08.08). Kanada, 1990’lara kadar süren asimilasyon politikası için Yerlilerden özür diledi (Radikal, 13.06.08). Avustralya’da yeni hükümet Aborijinlerden özür diledi (Radikal, 14.02.08). Hatta İsrail Cumhurbaşkanı Peres, 1956’da katliam yapılan Arap köyü Kfar Kasem’e kurban bayramında giderek özür diledi (Milliyet, 23.12.07). Yahu, bizde bile Adalet Bakanı Şahin, Engin Ceber’in ailesinden devlet adına özür diledi (Radikal, 15.10.08).
    18 Kasım’da Fransa’da Millet Meclisi Başkanı B. Accoyer tarihe karışmamak gerektiğini ilan etti. Le Monde’da “Tarihe Özgürlük” isteyen Blois Çağrısı 43 ülkeden 900 imzayla tam sayfa yayınlandı (28.11.08). Bu çağrıyı imzalayarak Fransa ve İsviçre gibi devletlerin 1915 konusunda resmî ahkâm kesmesini protesto ettim. Yabancıların ne yaptığına karıştıktan sonra, müsaade edin de kendi ülkemde yapılmış etnik-dinsel temizliğin 85 yıllık inkârının farkına bu kadar geç varmaktan dolayı olsun kendi payıma bir ÖZÜR dileyeyim vatandaşlarımın torunlarından. Şu sayede ki, benim bazıları kadar “tahsil”im yok, bin şükür.
    Osmanlı’nın alfabesini bile reddeden bu ülke Osmanlı’nın bu en büyük günahına sahip çıkmasın artık. Yetti.

  • 20yıllık geçmişini hatırlamaktan aciz olan aydınların,100yıl öncesini hatırlamaları ve özür dilemeleri ancak komiklik oluyor. Kimlere yarandıkları da merak konusu oluyor…

Leave a Reply

Arşivler