Sandalye…
gitmek usuldan…sessizce…kimsenin gitmediği bir yere gidebilmek…ardında bırakacağın boş bir sandalye…seni tanıyanların bir çok kez dönüp bakacakları bir sandalye…sanki hep orada oturuyormuşcasına…sensiz bir sokak…senin için ne ifade eder ki sen gittikten sonra…ardında bıraktıkların…umrunda mı ki sanki…hissedebilir misin gittiğin yerde…sevebilir misin tekrardan bir şeyleri…sen yaşarken yaptın bunları bırakta gittiğinde yapma bunları…ardında bıraktığın sandalyeye artık başkaları otursun…başkalarına rahatlık sağlasın…sen huzurlu ol…tek amacın huzur olsun…yüzünde belki bir gülümseme olsun…bırak yaşantını…acısını ve de tatlısını…dönüm noktalarını…sevdiklerini…belkide seveceklerini…bırak ve sadece git…
git ki ardından ismin kalsın sadece…o da bir süre sonra unutulur gider…bir zamanlar biri vardı denilir…belki eş dost akraba sohbetlerinde geçer adın…belki nefretle belki sevgiyle anılır ismin…
gitmenin zamanı gelince hiç bir şey engel olamıyor…belki bir güç…belki bir umut diye bir şeylerin gözlerinin içine bakıyorsun…ne umut geliyor ne de güç…yalnızsın bu yolda…yüreğin kal diyor…dayan diyor…mantığın yeter boşver diyor ve bir şiir dökülüyor mantığının acımasız sesiyle dudaklarının arasından…