Sevemedim Vedaları…


Gidesi gelmekle gitmek arasında ki ince çizgiyi oluşturur kilometreler. Ve o kilometrenin her metresine gömülen saatler. Ardında bırakarak aşarsın yolları. Şimal yıldızının klavuz ışığında. Gidenler ardında bıraktıklarını bilirler. Ama bir de benim gibi gidenler vardır. Gitmenin anlamını karşılarlar “Kaçış” ile. Ama bazı kaçışlar anlamsızdır. Sonuçsuzdur. Arada kilometreler olsa dahi,o kaçtıkların hep peşindedir. Aslında bu bir kaçışta değildir. Bedenin uzakta ama ruhun hep aynı yerdedir. Zaman-Olay ilişkisinde “Olay”ın bitişiyle zaman da durur. Ve hapsolur ruhun “O An”ın içinde. Tekrar tekrar yaşarsın “O An”ı. Tıpkı cehennemde tekrar tekrar yanmak gibi. Bedenin hiç acı çekmez çünkü o uzaktadır. Ama ruhunun ızdırapı ise tarif edilemez ölçüdedir. Şizofrenik uykular gibi;korkutucu ve bir o kadar da ızdırap verici.”O An”a hapsolmaya kendini hazırlayamazsın. Bu tıpkı çevreni sarmış mızraklı askerler gibidir. Senin bir elinde kalkan bir elinde kılıç. Birinin def edersin,ikisini def edersin ama üçüncüsü;tam sırtından kalbinin olduğu yerden saplar mızrağı. Bir anda gözlerinin önünde görürsün ucu kanlı,içinden geçen mızrağı. Geri çıkar ve bir kez daha saplanır vücuduna. Bedenin,hem içeriye hem dışarıya;kan gölü… Ama ölmezsin,tarifi mümkün kılınmamış acılar çekersin…
Şizofrenik uykuların delinir gecenin kör vaktinde. Paranoyak rüyalarında sür manşetten yayınlanır delik uykularının nedeni.”İstanbul Boğazı’nda Bir Kadın Bir Adamı Boğazladı!” Boğazlanışını görürsün. “O An”ın farklı bir yansımasıdır. En sonundaysa direnmeyi ve çabalamayı bırakırsın;”O An” hapsinden kurtulmak için. İşte o zaman farklı bir boyuta taşınır “O An”. Artık seni alır,bir o duvara bir bu duvara vurur. Ama dedim ya bedenin acı çekmez. Acıyı çeken ruhundur. Öyledir ki,bir manga tank geçer sanki ruhunun üzerinden. Paletlerin altında can veremez ama paramparça olur ruhun…
Hani tarif edilemez acılar vardır. Yaşayan bilir. Bir tek o bilir çilesini. O da anlatamaz,zira anlatacağı diller lâl olur büyüklüğünün karşısında. İnsan aciz kalır “O An”a hapsolduğunda. Aciz ve bir o kadar güçsüz. Alıpta başını gidesi gelir sanki ardında bırakabilecekmişçesine. Gidesi gelmek budur. Gitmekse “O An”da bırakıp ruhunu,bedenini yanına alıp kaçmaktır. Bir bavula eşyalarını koyarsın. Bedenini alıp ruhunu “O An”ın hapsolmuşluğunda bırakarak kapıyı çeker çıkar gidersin. Belki bir daha asla dönmeyeceğini,dönemeyeceğini bilerek,düşünerek… Aslına bakarsan yol kolaydır. İki dağın arasında bir yol. Ama ne ışık var ne de bir tabela. Ama bilirsin ilkokulun tebeşirli sıralarında öğretilmiştir; “Şimal Yıldızı Kuzey’i Gösterir” diye. Kafanı kaldırıp bakarsın. Çünkü dönesinde vardır aslında. Bakarsın yerdeki karanlığın gökyüzündeki yansımasına. Göremezsin,zira doğmamıştır,ya da sana doğmayacaktır bir daha asla. Yoluna devam edersin. El yordamıyla,ayak yordamıyla. Öyle bir andır ki,bir anda doğar yeniden tam zıttında. Arkandan parlar o muhteşem edasıyla Şimal Yıldız’ın. Aslında seni “O An”ın hapsinden kurtaracak olan da odur aslında,zira sen onun yüzünden düşmüşsündür yola da “O An”ın hapsine de. Hemen dönersin yüzünü. O yola çıkmak için verdiğin emeklerden çabalardan bir yıldız uğruna vazgeçersin bir anda. Önemsizdir. Çünkü o Şimal yıldızıdır. Uğruna can verilebilecek yıldızdır. Öyle kuvvetli bir yıldızdır ki o kendisi bilmez aslında mucizelerini. O ufacık parlaması bile senin üzerine umut nehirlerinin boşalmasını sağlar. İçindeki tüm o karanlıkları silmeye başlar. “O An”ın hapis duvarlarına çarpar. Çarptıkça ruhun duyar o da bir yandan içeriden kazır sesin geldiği yöne doğru. Bir an önce o nehire atıp kurtarabilmek için kendini. Ama bu Şimal Yıldızı. Bir anda göründüğü gibi kaybolabilir de. Yol yine karanlık olur. Hapis yine sessizleşir. Ama senin o yıldıza ihtiyacın vardır. O bilmez bunu. Dokunmasan da,sahip olmasan da onun yüzüne bakman yeter. Ama o senin dünyandan yine gider. Ve kalırsın “O An”ın hapsinde. Bu sefer farklı olur ama. O bilmez. Çünkü o gidenlerdendir. “O An” bu sefer bir fazla hızla vurur seni duvarlara. Çünkü kurtulmaya çalışmışsındır “O An”ın hapsinden. Bu sefer cezalandırmaya da başlar. Ruhun artık bir fazla acı çeker. Ve yine bedenin yanında,yine dudaklarında yine aynı türkü…

Koyverdun gittun beni oyy,
Koyverdun gittun beni,
Allah’undan bulasun oyy,
Allah’undan bulasun,
Kimse almasun seni,
Kimse almasun seni oyyyy,
Yine bana kalasun…
Sevduğum senin aşkın,
Ciğerlerimu dağlar,
Hiç mi düşünmedun sen,
Hiç mi düşünmedun sen oyyyy,
Sevduğun boyle ağlar…

Kalem arkası: Hiç mi düşünmedin sen???

*****
Special thanks for photo;
Photographer:Neslihan Küreşir
Photo name: Don’t Leave Me!

  • Share/Bookmark

8 Responses to “Sevemedim Vedaları…”

  • Azime:

    Ağbim der ki: “Âşık olmak insanı değerli kılar, başkasının sana âşık olması değil.”
    Şuna inanıyorum, insan sadece istiyorsa âşık olabilir. Belki çokları karşı çıkacak ve insanın elinde değil ki, cevabını verecek. Ama ben, aşık olup olmamanın insanın kendi elinde olduğuna kesinlikle inanıyorum. Her insanın zayıf bir anı, zayıf bir yanı vardır ve ortam elverişli ise, ruhun sen daha farkında olmadan belki kimi ihtiyaçlar nedeniyle aç bir halde bekliyorsa, manevi açlık çekiyorsan, karşına çıkan ilk en uygun kişiye âşık oluyorsun. Eğer ondan da bir karşılık -onun da sana âşık olması gerekmiyor, bir bakış, bir buluşma vesair- alırsan artık elinde olmayacak bir şekilde içinde büyütüyorsun o kişiyi. “Öyle kuvvetli bir yıldızdır ki o kendisi bilmez aslında mucizelerini.”
    Öyle kuvvetli bir yıldız olarak görürsün ki onu, tüm mucizelerin kaynağı gibi görünür artık gözüne.
    Ruhundaki yaralar senin yaşayacağın aşkı belirler.
    Yaran ne kadar çoksa, o denli derin yaşarsın.
    Esas olan ise şudur: aşkın gerçek değeri yalnızca akıl ile görülür.
    Kim ne derse desin. Akılsız bir aşk, etrafındaki yiyecekleri görmeyen aç bir köre benzer.
    Mantık demiyorum ama.
    Akıl ve aşk.
    Bunu başarabilense pek azdır.
    Çünkü sanırım hep aşk varsa, akıl olmadığına inandırıldık.

  • Nightologist:

    Akıl ve aşk yürümedi…
    Açlık farklı bu hikayede…
    Tanım pek uymadı duruma…

  • Azime:

    Sen bilmece gibi yazıyorsun:)
    akıl ve aşk yürümedi…
    açlık farklı bu hikâyede…
    anlamadum uşağum??

  • Nightologist:

    Olmaz uşağum olmaz. Bu acının tarifi olmaz. Dillerim lâl olmuş konuşmaz. Anlatılamaz…

  • Azime:

    Hadii leeeennn…
    Yerim senin o aşkını.
    Neymiş bu?
    O kadar felsefe edebiyat döktürdük, aynı kafa aynı … -ya böyle bir deyim vardı aklıma gelmedi şimdi, idare et-
    Sana artık laf yok.
    Ne bu yaaa

  • Nightologist:

    Demeden geçemeyeceğim. Demişsin ki insan isteyince aşık olabilir. Sen buna inanıyor musun? O sadece bir yalan. Aşk seni en amansız en kaçamayacağın noktada buluyor. Ve sımsıkı sarılıyorsun ona. Mutlu da ediyor…Ta ki bitine kadar…Ki bazı aşklar bazılarında biter. Ama bazılarında mezarın altından bile seslenebilir…Biri gerçektir.Biri sahtedir.Bendeki piyango gerçek olandı.
    İşin özü. Göreceli kavramdır aşk. Sen isteyerek yaşayabilirsin. Bense olurunda yaşarım. Sen istediğin an bozarsın,ben istesemde bozamam. Ama elime yüzüme bulaştırırım.Orası ayrı mevzu.Ve inan benim kıvırcık saçlı ilkokul tebeşirli arkadaşım. Ölürsem gelirsin mezarıma sorarsın tüm anlattıklarımı. Dinlersin söyleyeceklerimi. Olurda farklı dersem yurdum cehennem ola…

  • fersiz:

    vedaları birleştiririz…her veda ayrılık hanesine bir artı puan…bakmışız “yaşanmamış”.Benim vedalarım da hep böyle olmuştur.

  • Nightologist:

    Her ayrılık bir ölümdü. Ben çocukken de şimdi de…

Leave a Reply

Arşivler