Son Gelişmeler…
Bir şeyler yazmayalı uzun zaman oldu. Yayınlamanın haricinde de elim pek kalem tutmadı. Klavyemin bedeninde parmaklarımı gezdiremedim. Nedeni basit… Çok fazla yoğun olduğumdan olsa gerek. Fiziksel yoğunluktan daha ziyade yazabilmek,bir şeyler karalayabilmek için mental olarak yoğun olmamam şart. Hatta bu hafta içi bu yoğunluk o kadar arttı ki 50 derece sıcakta güneşin altında bahçe suladıktan sonra yaşadığım yorgunluğa yorgunluk diyemez oldum. Dedim herhalde bu sefer kesin karşı taraftayım. 2-3gün boyunca sürmüş olması da cabası. Sonunda bir miktar da olsa yoğunluğumu atabildim sırtımdan. Neler oldu bu hafta bir özet yapmak istiyorum. Git kendi başına yap bir şeyler yaz diyorsanız kusura bakmayın bu siteyi tamamen egolarımı tatmin etmek için kurdum.
Yani ben doğru yerdeyim.
Bu hafta içinde sınavlarım vardı. Çok şükür alnımın akıyla çıktım sanırım onlardan. Ama ders çalışmak beni pek öyle yormaz. Çünkü eskisi gibi yumurta göte dayandığında değil de derhal halledip işin içinden çıkmayı sevmeye başladım yeniden. Bu yüzden gayet rahat takıldım. Yani ödevi yapmak için o günün gelmesini beklemedim. Evde oturup ya da dışarlarda sürtmedim. O gün hallettim. Ders ödev bittikten sonra sürttüm. Yine sabahladım ama keyfi sabahladım. Ders için ödev için sabahlamadım. Uykusuz kalıp ertesi gün derste uyuklamaktansa ya da 3gün yatmaktansa hallettim. Yine 3gün yattım yatakta ama keyfi sabahlamalar yaptığım için. Çünkü insan arada sırada sabahlayıp gün doğuşunu izlemeli… Hem de aklında işiyle alakalı bir sorun olmadan. Yani özellikle yapmalısınız. O günün ilk işi o olmalı. Günün keyfine varmak diyorum buna.
Okul harici iş hayatım ise aynı. Tabi sınavım olduğu için ilgilenmedim çokta istediklerini sanmıyorum. Ama şu sınav sonucu açıklandıktan sonra ciddi anlamda bir koşuşturmaca olacağını düşünüyorum. Ve sonunda istediğimi yapabileceğim için ilk tercihimi by pass ameliyatlarına girmekten yana kullanacağım.
Tabi bu sefer kesin yanımda fotoğrafçı bulunduracağım. Şöyle ameliyat önlükleriyle karizmatik bir kaç poz vereyim değil mi? Feysbuk’a koymalık olsun.
Geleyim özel hayatıma. Özel hayatımın iki tarafı var. Bir taraf ailevi bir taraf yüreğimin tarafı. Ailevi taraf yüreğimin sağ yanı,sevgilinin olduğu tarafsa yüreğimin sol yanı. Kod isimleri böyle. Sağ yanım sol yanım diye.
Sağ tarafımdan daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Ama işler iyice çığrından çıktı. Bok atılmasından bahsetmiştim bir yazıda,işte artık o kadar fazla bok atıyorlar ki bırakın bana yapışmasını,tepeden tırnağa boka battılar.
Hemde ben ağzımı açarak onları bok kuyusuna sokmama rağmen kendi elleriyle bok kuyusuna düştüler.
Ey büyük Yarabbim nasılda adamı biliyor,hakkı olanı veriyorsun.
Şimdi anlamadınız şöyle anlatayım. 7sene önce ben bir şey yapmışım. Anneanneme ertesi gün 8yıl önce yapmış demişler. İşin komik yanı ben o sıralar Ankara’da bile değildim.
Bunu dediğimde bu tarih 2yıl atarak 5yıla düştü. İşin bir kez daha komik yanı yine Ankara’da değildim. Bu sefer 3-4yıl öncesine kadar düştüler. Tabi bu sadece tarihlerle de kalmıyor. Önce bu olaydan haberdar olan 4kişiydi bende dahil. Sonra bu 3e düştü. Şimdi de 2ye. Hep bir indirim var ya bakalım.
İşin daha da ilginç yanı ise olay kahramanlarından biri olmama rağmen bunları konuşanlar benle yüzleşmeye yüzleri olmadıklarından mı yoksa yalanlarını ortaya dökeceklerimden mi korkuyorlarsa kapımı çalıp konuşamıyorlar. İşte yalan böyle bir şey. Tutmuyor. Yani gerçek olan bir şeyi 1-2yaklaşıkla hatırlar söylersin. Ama yalan her oturulup konuşulduğunda farklı bir boyut kazanır. Avcıların av hikayelerinin,askerlik hatıralarının yalan olup olmadığını bu şekilde anlarsınız. Adam kuş vurmuştur. O her anlatımda önce büyük kuş olur. En son halinde dünya üzerinde ki en büyük hayvana kadar gider. Bildiğin bıldırcın usta o,vurduysan onu da.
Şimdilik sessizlik içindeyim. Ama bir zaman sonra bende konuşacağım. Ki gerçekten ağır bir konuşma olacak. Şimdiye kadar kendilerine ağır konuştuğumu düşünenler keşke o gün konuşma anında seyirci olarak gelseler.
Sol yanım. Ruhumun aydınlık sol yanı. Herkese karşı çok değiştim. Söylemlerimin bir kısmı değişti. Ama bir tek O’na değişmedi. Yıllar önce O’na karşı neysem şimdi de oyum. Yıllar denir ki herşeyin ilacıdır. Siler götürür,gülümseme bırakır derler ya. O yıllar,o zaman denen olgu bir tek bu konuda bende işe yaramadı. Yıllar önce ne dediysem,ne söylediysem halen o günkü tazeliğinde. Ve bende onun arkasında duruyorum. Acı da çeksem,tatlısını nasıl ki yediysem acısını da öyle yiyeceğim. O zamanlar O’na da dediğim gibi bu asla değişmeyecek. 7yıl değil 70yıl sonra mezarımın başına da gelsen yerin 7kat altından aynı şeyleri söyleyeceğim. Çünkü bugün sevip yarın nefret etmek saçmalıktır. Başı götü farklı oynamaktan başka bir şey değildir. Ki benimde başım götüm farklı oynamaz. Bu hep böyle oldu,böyle de olacak. Ümidi varsa birilerinin bunun değişeceğine karşı, mümkün mertebe Niagara şelalesine karşı kürek çeksinler. Zira o daha kolay bir iş. Kimse bana özellikle duygularım konusunda akıl vermesin. Çünkü kusura bakmayın ama yüreğimin sesini benden daha iyi kimse bilemez. Ya da duygularımı. Bu zamana kadar yanılmadım. Yanlış düşündüğümü düşünenlere de bunu söyleyeyim. Çünkü insan hayatında bir kez yüreğiyle sever. Öyle sever ki tüm vücudunda,tüm hücrelerinde bunu en uç noktasına kadar,bu aşk şerbetinin son damlasına kadar hisseder. Kaderimde eğer bu aşk yüzüden yalnızlıkta olsa,bedevilikte olsa bu sevginin hakettiği şekilde yaşamaya karar verdim. O sever ya da sevmez. Bilemem. Sen elmayı seviyorsun diye elmanın seni sevmesini beklemeyeceksin. Aşk ulan bu. Çoğu zaman sonu acı da olsa ölürken gözlerinin önünden film şeridi geçerken şunu diyebil: “İyi ki sevdim” Benim şimdilik ölme gibi bir planım yok. Yani şu anlık yok en azından. Ama yine de diyorum ya; “İyi ki sevdim,iyi ki aşık oldum. Bir kez daha fırsatım olsa,sonunda ölüm bile olsa yine severim, yine aşık olurum.” Hatta artık bu benim için o kadar önemli ki, şeytan gelip 1 günlüğüne yeniden sevgili olacaksın ama ruhunu bana satacaksın dese anlaştık derim.
Hollywood filmlerinde görüyoruz. Şeytanla pazarlık.
Ben pazarlık yapmıyorum. Direk “İmzayı nereye atıyorduk kardeş” diyorum.
Yani anladığınız gibi bayağı uzun bir hafta,yoğun bir hafta oldu. Bu yüzden kendimi toplayıp şu klavyenin başına bir türlü gelemedim. Kalemimi alıp iki satır karalayamadım. Yoğunluktandır. Kusura bakmayın. Çıkarken t-shirtlerinizi almayı unutmayın.
Kalem arkası: Eski bir dost buralara uğrayıp eski yazıların daha içtendi diye yazmış. Doğrudur. Çünkü eski yazılarım hep insanların duygularıydı. Bir şekilde birilerine dokunuyordu. Şimdilerde öyle yazmak istemiyorum. Sol yanımın acısıydı onlar. Halen daha acıyor sol yanım. Aslında değişen bir şey olmadı. Sadece alıştım. Ama acıyor mu diye soruyorsan,çok acıyor. Hemde eskisinden daha çok…