Fazla istediysem gözüm kör olsun. Çok istemedim. 5dakika o ilkokul,orta okul çağlarımdaki gibi gülmek istedim. Çok istemedim. Bu üniversite denen şey cidden hayata hazırladı beni. Ama düzülerek hazırladı. Düzdü durdu. Lan dedim yıllar geçtikçe bir 5dakika. İlk başlarda 1gün olsun eskisi gibi güleyim dedim. Sonra dediler ki bu istek fazla az kıs. Sonrasında 1saate. Sonrasında da bir 5dakikaya. Çok mu zordu orta okul yıllarındaki gibi,içimden gelerek gülmek. Basabilmek kahkahayı. Ya da çok mu büyük istekti bu… Anlayamadım halen olmadı. Ama 2009′dan ümitliyim işte. Salakça da olsa ümitliyim. Belki olur diye.

Çok yaşadım dediğimde yaşantıma bakanlar g*tleriyle güldüler. Akla gelebilecek her türlü deliğe girip çıktığımda yaşım 12 bilemedin 13′tü. Yani çok yaşadım. Sokakta yaşıtlarım bilyelerle oynarken ben oynayamadım. Ya da topla. Ha bir söbü bir topum vardı,nadir oynadığım,bir de sonradan arayıp sormaz olan bir arkadaşım. Çocukluğum evde,kitaplar arasında geçti. Okuma yazma öğrendiğimde,hani vardır ya ilk okulda Şubat tatilinde verilen ödevler,işte o zamanlar okudum hayatın gerçeklerine dair kitapları. Hocasının bile yahu okuduğu kitap iyi güzel de “Sakıncalı Piyade” olmadı dediği bir çocuktum. O zamanlar işte 8 yaşındaydım. Ama hiç gücenmedim. Kaderim böyle galiba dedim geçtim.

Sonrasında lise hayatım oldu işte. Deli”kan”ların aktığı o dönemler. İdealist genç oldum. “Doktor olacağım,hayat kurtaracağım” dediğim salak deli”kan”lı yıllarımdı. Oldukta bir bok mu olduk? Hocalarım yanılgılarını düzelttim.Yaşamaz dedikleri hasta için yaşar kardeşim siz gönlünüzü üzmeyin dedim. Yaşadı. Ama bilinmeyen bir şey vardı,hayat kurtardım,ümit verdim. Ama ya kendi hayatım? Kelin melhemi olmaz dedikleri kadar bir hayatım oldu. Hani o lise yıllarında “lise aşkları” vardır ya. Hah o bende olmadı işte. O bende üniversiteye sarktı. Geç kalmış aşkların geç kalmış acıları olur. Bu bir nevi cin biberi gibidir. Yıllandıkça bitkisi,meyvesi acı olur. Bu da öyleydi. Yıllandı ama şarap gibi değil. Cin biberi gibi acısı bol oldu.

Diyeceksin ki ulan bu kadar yaşadın hiç mi kabahatin yoktu? Olmaz mı? Düzüle düzüle düzmeyi öğrendik.Ama doğru olanı bulamadık. Doğru diye yapıştığım herşey elimde kaldığı gibi bir yerlerime saplandı. Aşk denen illetin doğrusunu buldum dedim,saplandı yüreğime… Başarının doğrusunu buldum dedim,saplandı beynime. İnsan bu,bir kalp ver bir de beyin yaşar gider. Eh bende ikisi de çoktan yıprandı. Yaşam mı? Bu hikaye sizin benim değil. Ben geçtim…

Sizin anlayacağınız dünyanın direğinin olmadığını,merhametli bir yüreğin olmadığını anladığımda ilkokul sıralarında kokulu silgilerin en iyisi hangisi diye araştırdığım yıllardaydım. “Bak bunun üzerinde arı var bu güzel de kokuyor” dediğim yıllar…Şimdilerde bakıyorum. Dünya denen şey,şey diyorum çünkü bir anlam yükleyemiyorum,halen aynı kahpeliği ile servis yapılıyor. Pek bir şey değişmemiş ama ben anlamaya başlamışım… Uzun lafın kısası,çok geçti işte üzerimden bu hayat denen şey. Şimdilerde,yüreğimi astım duvara,beynim ise çok farklı şeylerle meşgul oluyor. Ama hani vardır ya,duvara assan da o eleği arada sırada kullanılmak ister. O hesap. Bir 5 dakika mutluluğa hayır diyemem. Ama nerede…

Guru mu oldum ne? Gerçi benden guru gürültü olur ancak…