<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nightologist.Net © Since 2006 &#187; İmkansız</title>
	<atom:link href="http://www.nightologist.net/tag/imkansiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nightologist.net</link>
	<description>Gecenin Bilimi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Feb 2012 21:35:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kaptanın Ölümü&#8230;</title>
		<link>http://www.nightologist.net/kaptanin-olumu/</link>
		<comments>http://www.nightologist.net/kaptanin-olumu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 22:29:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nightologist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Karalamalar]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz]]></category>
		<category><![CDATA[Elveda]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İmkansız]]></category>
		<category><![CDATA[Kaptan]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Sevda]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nightologist.net/?p=710</guid>
		<description><![CDATA[Yıllardır limana demirlemişti. Arada sırada çıkıyordu limandan,deniz durgun olduğunda çok uzağa gitmeden geri dönüyordu. Seviyordu kaptan dalgalarla boğuşmayı. Onlara kafa tutmayı. Son açık deniz macerası halen aklındaydı. Çok tayfasını gömmüştü denizin karanlık topraklarına. Ama yılmamıştı. O adaya,o adanın limanına bir kez daha varmanın umudu okunuyordu gözlerinden. Olmadı başka adalar. Oldu ama hiç birinin toprağı o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır limana demirlemişti. Arada sırada çıkıyordu limandan,deniz durgun olduğunda çok uzağa gitmeden geri dönüyordu. Seviyordu kaptan dalgalarla boğuşmayı. Onlara kafa tutmayı. Son açık deniz macerası halen aklındaydı. Çok tayfasını gömmüştü denizin karanlık topraklarına. Ama yılmamıştı. O adaya,o adanın limanına bir kez daha varmanın umudu okunuyordu gözlerinden. Olmadı başka adalar. Oldu ama hiç birinin toprağı o ada gibi olmadı. Ne denizi o deniz gibiydi ne kumsalı o kumsal gibiydi. Kazık çakmış gibiydi bu yüzden aylardan beri,yıllardan beri bu limana. En sonunda karar verdi. İskartaya çıkaracaktı gemisini. Daha doğrusu haber gelmişti o adada istenmediğine dair. Martılar yoldaşıydı. Onlar söylemişti. İstenmiyorsun demişlerdi limanda hafiften salınan gemisinden simit atarken onlara&#8230; İçinde garip bir huzur oluştu. Çok üzülsede bir huzur vardı. Garip,bir şey hissetmiyordu. Son kez uyudu gemisi denizin üstündeyken. Gıcırdıyan tahtaların sesini duyuyordu ama kader böyleydi..</p>
<p>Ertesi gün gün doğarken uyandı. Bir çay demledi. Son kez gemisinde çay içiyordu,gemisi denizin üstünde. Liman bugün bir tuhaf geldi kaptanın gözüne. Sessizdi sakindi. Kimsecikler yoktu ortalıkta. Anlaşılan iskartaya kendi elleriyle çıkaracaktı gemiyi. Kızağa alacaktı yani. Halatları bağladı isteksiz. Ağır ağır çekti gemisini sudan. Çarklar gıcırdayarak çekti koca gemiyi sudan. Hava dingindi. Deniz dingindi. Dalgalar bile vurmuyordu taşlara. Bir kaç balık gördü,kıyıda oynaşan. Gün batmaya yakındı. Bir kaç damla su damlıyordu gemiden kuru betonun üstüne. Sanki ağlıyordu gemisi. Döndü baktı. Ne de çok sevmişti denizleri ve de gemisini. Ellerini dolaştırdı yosun tutmuş gövdesinde gemisinin. Kendi elleriyle öldürüyordu gemisini. Çünkü bir gemi suda yaşardı,balık gibi,karada ölürdü zamanla. Özür diledi. Güneş ufuktan bakıyordu gemiyle kaptana. Gözlerinden bir kaç damla yaş süzüldü bizim kaptanın. Böyle bitmemesi gerekliydi. Yani bitmemeliydi. Bir yol olmalıydı. Ama martılar yalan söylemezdiler. Şimdiye kadar söylememiştiler. Güneş son kez öptü kaptanı alnından. Deniz sessizdi,liman sessizdi. Bir cigara çıkardı kaptan göğsünün üzerindeki cebinden. Derin bir nefes çekti. Geminin üstünde kalan son bir kaç damla su düştü betona&#8230;</p>
<p>Sabah olduğunda liman yine doldu taştı. Ağzında bitmiş bir cigara ile buldular kaptanı. Ayaklarını deniz öpüyordu. Yüzünde huzur ifadesiyle bir eli gemisindeydi. Nefessiz yatıyordu. İskartaya almıştı gemisini. Ve de hayatını&#8230;</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.nightologist.net%2Fkaptanin-olumu%2F&amp;title=Kaptan%C4%B1n%20%C3%96l%C3%BCm%C3%BC%26%238230%3B" id="wpa2a_2"><img src="http://www.nightologist.net/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nightologist.net/kaptanin-olumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sabır&#8230;</title>
		<link>http://www.nightologist.net/sabir/</link>
		<comments>http://www.nightologist.net/sabir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Oct 2008 18:59:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nightologist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Umutsal Yaklaşımlar]]></category>
		<category><![CDATA[Altan Erkekli]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara]]></category>
		<category><![CDATA[Demet Akbağ]]></category>
		<category><![CDATA[Google]]></category>
		<category><![CDATA[Hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[İmkansız]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Mutsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[Osman Pamukoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>
		<category><![CDATA[Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü]]></category>
		<category><![CDATA[Umut]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nightologist.net/?p=548</guid>
		<description><![CDATA[Uzun süreden beri ilk defa bu kadar sık geldim Ankara’ya. Hatta bu kadar uzun süre kalacağım. Yani en azından plan o şekilde. Ya da görünen mi diyelim. Kaderin insanın önüne ne çıkaracağı bilinmez denir ya işte benim hikâyem de tam burada başlıyor. Az ya da çok beni tanıyanlar hikâyemi bilirler. Hoş tanımakları da çok işe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süreden beri ilk defa bu kadar sık geldim Ankara’ya. Hatta bu kadar uzun süre kalacağım. Yani en azından plan o şekilde. Ya da görünen mi diyelim. Kaderin insanın önüne ne çıkaracağı bilinmez denir ya işte benim hikâyem de tam burada başlıyor. Az ya da çok beni tanıyanlar hikâyemi bilirler. Hoş tanımakları da çok işe yaramaz, biraz da yaşamaları gerekir benimle ki tam olarak neyi anlatmak istediğim anlaşılsın. Baştan söyleyeyim bu hikâyeden beni tanıyanların haricinde birilerinin bir şeyler anlayacağını beklemiyorum. Ama genel itibariyle bu hikâyede kaderi ve onun getirisini biraz hayat salatası, biraz da safsata ekleyerek anlatmayı planlıyorum. Takip edenler için söylemem gerekirse daha önce okuduklarınızdan farklı bir şey olmayacak. Müşteri velinimetimizdir mantığıyla, bizde yamuk mal bulunmaz laflarıyla devam ediyoruz işte yolumuza…</p>
<p>Geçtiğim birkaç seneyi irdelediğim zaman, ki bu zaman en az 3yıldan başlar, hiç bitip tükenmeyecek sandığım yıllardı. Ne zamana kadar derseniz geçen yılın bu ayları belki de birkaç ay sonrasına kadardır. Tanıştığım insanlardan tutunda bulunduğum ortamın farklılaşmasıyla başlayan bu süreçte bir şeyler değişti. Hani bir nevi ödül mü desek bu olaya tam olarak bilmiyorum ama sanırım o geçirdiğim buhran dolu 3-4yılın güzel hediyesi gibiydi. Aslında işin doğrusunu söylemek gerekirse mekânın değişiminde fayda varmış. Mekân değişince insanın düşüncesi de mekâna göre şekil alıyor galiba. O buhran dolu yıllarımda imkânsız denen olgunun olduğunu düşünürdüm. Neredeyse hayatımdaki her şey imkânsız gibiydi. Ancak işte mekân değişimiyle imkânsızın olmadığını gördüm. İnsanın maddi sıkıntısı olabilir, iş bulur atlatabilir. İnsanın evinde sıkıntısı vardır, komşusuyla ya da ev sahibiyle. Evini değiştirir daha iyi bir yer bulur huzura erer. Ancak insanın içinde bir sıkıntısı varsa, yani aklında ne yaparsa yapsın bazen o sıkıntıyı atamaz. Atalarımızda bu sözü sanırım bir nevi çıkış yolu olarak görmüşler; “Sıkı can iyidir kolay çıkmaz.” Tamamıyla saçma bir laftır. Daha doğrusu ben ona inanıyorum. Kolay çıkar. Çekersin bıçağı, atlarsın camdan aşağı bak nasıl kolay çıkıyor. Demek ki neymiş; atasözlerine güven olmaz. Bu bir kaçıştır kolay yoldur. Ama bu laf yerine her ne kadar bununla ilintili gibi görünmeyecek gibi olsa da şu lafı benimserim; “Doğru olan zoru başarmaktır.” İşte dayanma gücüm yok denen de bir laf vardır ağızlarda. Sıkıntıda olan insanların ağzında… Beni tanıyan tanır ben sağlam alkol kullanan bir insanımdır. Ateist değilimdir ancak nedense bu ülkede alkol alanların hepsi ateist olarak görüldüğü için belirtmek istedim. Bir şeyi çok iyi bilirim ki Allah (c.c) hiçbir kuluna taşıyamayacağı yük yüklemez. Ve yeri geldi mi kulunu sınar. Şimdi anladın mı neden dayanma gücüm yoktur lafına inanmadığımı? Ve asl’olanın zoru başarmak olduğunu? Her neyse ben paragrafın başına döneyim şu buhrandan çıkışıma. Çünkü ismini anmak istediğim birkaç kişi olacak. Ailemin haricinde. (Ailem= Annem, Babamdır gerisi yalandır) Hoş ismini anmak dedim ama burada Ali, Ayşe, Fatma, Hüseyin diye çetele çıkartmayacağım. Üstü kapalı geçeceğim…</p>
<p>Tüm bu olayların, yani buhran öncesinden bahsediyorum, tanıdığım birisi var hayatımda. Söz konusu olan bu kalbi güzel insan, her derdimi dinlemenin yanında, babasının oğlu olmasam da derdime ortak olabilecek ölçüde yardımcı oldu. Ben olsam şöyle yapardım diyerek en basiti. Eee diyeceksiniz ki ulan madem vardı böyle biri hayatında neden buhrana girdin. İşte bazen insan çevresindekilerin kıymetini bilemiyor, bilse de yeteri kadar önem veremiyor. Bir de bu tip insanların huyudur buhran öncesi gelir, sen zaten o yola girmişsindir. Fark edecek durumun yoktur. Ya da aman o çok biliyor, o bilgiç, o bunları yaşamadı ki diyecek konumda oluyorsun. Ben bu konumda o beni anlamıyor diyenler arasındaydım. Ancak anlıyormuş ama benim anlayış kabiliyetim düşmüş ben bunu anlayamamışım. <em>Not: Bu kişiye o kadar mesaj attım insan cevap verir değil mi, buradan huzurunuzda sesleniyorum. Sesime ses ver.</em> <img src='http://www.nightologist.net/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Bir diğer insan ise buhrandan çıkış dönemimde tanıştığım birisi. Moralim bozuk olduğundan dersi asıp limana içmeye gittiğimde; iyi misin Ayhan, geleyim mi, bak çok içme diye arayan birisi. Şu an arzu ettiği şehirde arzu ettiği bir bölümde mutlu mesut okuyor. Ki çevremde görüp tanıdığım, mutlu olmasını canı gönülden istediğim birisidir kendileri. <em>Kendime Not: Uzun süre oldu acilen bir arayıp hal hatır sormalıyım. </em>Evlerimiz birbirimize yakın olduğundan genelde beraber yürürdük, yürüyüş iyidir zekâ açar mantığıyla, uzun soluklu sohbetlerimiz oldu. Bir de sabahın köründe simit fırınından simit peynir alıp kahvaltı yapmalarımızı saymazsak. Hoş bir kere mi iki kere mi ne yaptık tam hatırlamıyorum ama şunu iyi biliyorum simitler soğudu. <img src='http://www.nightologist.net/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Daha yeni tanışmamıza rağmen bana verdiği akıldan, bana yaptığı kıyaklardan dolayı; genelde açığımı kapatmak tarzında, yani kanka, belki bilmediği belki fark etmediği şekilde bana yardımı çok fazla dokundu. <em>Not: Teşekkürler, google huzurunda. Geleceğim tekrar İstanbul’a.</em> <img src='http://www.nightologist.net/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Tabi bunların haricinde insanlar olmadı mı? Oldu ama hikâye bu değil. Aslında hikâye son cümlede yine bütünlüğünü bulacak. Biliyorum uzun, kafa karıştırıcı bir hikâye oldu. Ama ismi geçmeyen tüm herkese teşekkür etmek görevimizdir. Teşekkürler. Ancak burada birisinden daha söz edeceğim bir diğer paragrafta. Ancak onu anlatmak yerine bir olguyu anlatacağım. O zaten kendisi anlayacaktır. <em>Not: Bu ne biçim bir hikaye oldu. 3kişi haricinde kimse anlamıyor gibi bir durum.</em> <img src='http://www.nightologist.net/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Tüm bu süre zarfında tek bir şey öğrendim, çok şey öğrendim de bu en önemlisidir, ki daha öncesinde öğrenmeyi beceremediğim, bildiğim ama uygulayamadığım bir durumdu, o da sabırdır. Şimdi geriye dönüp baktığımda bayağı bir sabırsızmışım. Ve bu yüzden sürekli olarak yeri gelmiş dibe batmışım. Bugünde yaşadıklarımdan sonra insanın eğer kalbi temizse her şeyin istediği gibi olacağını bir kez daha anladım. Her bayramda, her yılbaşında çok gülerek ama az düşünerek izlediğimiz bir tiyatro oyunu vardır. Sen hiç ateşböceği gördün mü adlı tiyatro oyunu. O oyunda Demet Akbağ işe başlamak için başvurduğu müdüre, ki burada o kişi Altan Erkekli’dir, şu cümleyi söyler: “Zoru hemen başarırım, imkansız biraz zaman alır.” Aslında gülünür geçilir ama tam adam akıllı bir cümledir bana göre. Sabretmeyi, Umut etmeyi bilen bir insanın tek diyeceği cümledir. Bir de kalbini temiz tutanın. Bir de Osman Pamukoğlu’nun bir sözü vardır; “Bir iyileşmeden önce her şey kötü olur” diye. Tüm bu umutsal yaklaşımlar bir araya geldiğinde, bir insanda toplandığında o insanın yapamayacağı şey yoktur. Sabır, Umut, İmkânsız demek saçmadır ve Bir iyileşmeden önce her şey kötü olur laflarına inanan, yürekten inanan insan için keder, hüzün ve mutsuzluk gelip geçicidir. İşte o zaman boğulmakta olan imam gibi olursun; ancak sana gönderilen kurtarma ekiplerini kimin işi olduğunu anlarsın.<br />
</br><br />
</br><br />
</br><br />
<em>Kalem arkası: Yeter ki yürekten iste; o mutlaka olur. </em></p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.nightologist.net%2Fsabir%2F&amp;title=Sab%C4%B1r%26%238230%3B" id="wpa2a_4"><img src="http://www.nightologist.net/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nightologist.net/sabir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aslında&#8230;</title>
		<link>http://www.nightologist.net/aslinda/</link>
		<comments>http://www.nightologist.net/aslinda/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Aug 2008 22:06:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nightologist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Karalamalar]]></category>
		<category><![CDATA[Arkadaşlık]]></category>
		<category><![CDATA[Değişim]]></category>
		<category><![CDATA[Dürüstlük]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İmkansız]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[Öküz]]></category>
		<category><![CDATA[Sabır]]></category>
		<category><![CDATA[Salak]]></category>
		<category><![CDATA[Tren]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnızlık]]></category>
		<category><![CDATA[Zirve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nightologist.net/?p=509</guid>
		<description><![CDATA[Aslında yazımı yine bir otobüs yolculuğu yazısı şeklinde yazmak istiyordum. Hatta yazı sayfasını açtığımda da aklımda evet yazmalıyım bu yolculuğu diye içimden geçirdim. Ancak kendini akıllı sanan yolcunun çaprazındayım ki bu etki altında bu şekilde bir yazı yazmam mümkün değil. Bilgisayarımı kafasına vurmak istemiyor değilim. Ama yapmayacağım&#8230; Son bir kaç senede ama özellikle son 1senede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında yazımı yine bir otobüs yolculuğu yazısı şeklinde yazmak istiyordum. Hatta yazı sayfasını açtığımda da aklımda evet yazmalıyım bu yolculuğu diye içimden geçirdim. Ancak kendini akıllı sanan yolcunun çaprazındayım ki bu etki altında bu şekilde bir yazı yazmam mümkün değil. Bilgisayarımı kafasına vurmak istemiyor değilim. Ama yapmayacağım&#8230;</p>
<p>Son bir kaç senede ama özellikle son 1senede hayatımda çok şeyler değişti. Başta olaylara bakış açım. Tabi olaylara bakış açısının insan yaşamındaki etkisini görebilmek için davranışlarda da ufak bir değişime ihtiyaç duyulur. Bakarsın ama bir icraat yoksa trene bakan öküzden hiç bir farkın kalmaz. O trene o öküz ister çayırdan baksın ister bir tepeden isterse raya çıkıp baksın. Sonuçta tren değişmez ancak öküz öküzlüğünü korur. İnsan bir kere öküz olmaya görsün. İcraat olmadan bakış açısı değişmiş neyime. Evet bazen öküzlük yaptığım doğrudur. Ancak bu öküz olduğum anlamına gelmez. Bu yüzdendir ki bakış açımla beraber davranışlarımı,hayatı yaşama stilimi de değiştirdim. Tabi ilk başlarda bu sıkıntı yaratmadı değil. Ancak zaman geçtikçe yeni stile alıştım ve herşeyin rayına girmeye başladığını hissettim. Zaman geçtikçe de hissetmekle kalmadım evet bir şeylerin değiştiğini yaşayarak kanıtladım. Güzel olmasını beklerken önce güzel ardından şahane olmaya başladı ki bununla beraber herşeyin değişimi hızlanmaya başladı. En azından kendime uygun bir mutluluk ilacı yarattım ki henüz ne yan etkisini gördüm ne de bünyenin alışma durumunu. Hatta doz aşımı bile çok eğlenceli oldu. Tabi bunun yöntemini anlatmayacağım çünkü bu herkese göre değişir ama sabit bir şey varsa o da sabırdır. Sabrın sonu selamet diyen atalarımız yerinde ve güzel bir söz söylemişler. Ama çok faydasını gördüm. Görmekteyim de&#8230;</p>
<p>Bir de daha önceki bir kaç yazımda bahsettiğim dürüstlük var ki insana inanılmaz bir güç veriyor. Çünkü kartlarınız ortada iken kimse sizin açığınızı bulamaz. Kimse sizi bir yalanınızla ya da açığınızla köşeye sıkıştıramaz. Alnınız açık bir şekilde girersiniz her yere&#8230;</p>
<p>Tabi ben bunların hiç birinden bahsetmeyeceğim. Sadece aklınızı karıştırmak,düşüncelere daldırmak ve sonra anlatacağım şeylerden bir bok anlamamanız için yazdım. <img src='http://www.nightologist.net/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  Son günlerde hayatımda herşey güzel gidiyor. Çevremdeki tüm salaklardan kurtulmakta bunlara dahil. Akraba ya da arkadaş çok önemli değil. Salak bir insan varsa çevrende seni de salaklaştırabiliyor. Kesin çözüm bir akraban ya da arkadaşın az olsun. Ama çevren hep elit insanlarla olsun. Çünkü çevredir insanı bok kuyusuna sokan ya da altın koltukta oturtturan. Amacın altın koltuksa kurtul. Yok bok çukuruysa hedefin devam et. Ancak yalnızlık denilen o tabir zirve yolunun ilk adımıdır. Doğada da bu şekildedir. Hiç bir kartal grup faaliyetine girmez. Daima tek avlanır.</p>
<p>Dedim ya son günlerde gerçekten hayatımda bazı şeyler düzene giriyor ve bende bu sayede mutlu oluyorum. Eskiden bozulmuş arkadaşlıklarımı düzeltmekte bunların cabası. Varolan arkadaşlıklarımı güçlendirmekte tabi ki. Ve dediğim gibi salaklardan kurtulmak. Ama bir şey var ki bazı şeyleri düzeltebilmek. Hani o imkansız denen ya da hakkında imkansız diye düşündüğün şeyleri başarmak. İşte o bir insanın tadabileceği en büyük zevktir. İmkansız olduğunu düşünürken yapabilmek. Evet kral tacını takmazsın ama kraldan da üstün olduğunu hissettirir sana. Evet ben de imkansız dediğim bir şeyi başarmaktayım. Her zamanın laf oyunudur. İmkansız diye bir şey yoktur. Doğru yoktur. Ama  sen imkansızı başarmak istersen,uğrunda uğraşmak istersen,doğruları yaparsan imkansız dediğin her ne ise imkanlı olur. Ve bu zevki sende yaşarsın.</p>
<p>Bu zevki ben yaşıyorum. Umarım o da yaşıyordur. Ki galiba yaşıyor. Ama ona teşekkür ediyorum çünkü imkansız dediğim o olayın giriş kapısının anahtarı elindeydi. Kapıyı açtı. Teşekkür ediyorum. İyi bir şeyler başarmanın verdiği huzuru tadabilmiş olmanın keyfi için. İyi bir şeyler başarabildiğimiz için&#8230;<br />
</br><br />
</br><br />
</br><br />
<em>Kalem arkası: İşte size farklı bir yol hikayesi. Bir dönüş hikayesi. Ama huzurlu bir dönüş&#8230;</em></p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.nightologist.net%2Faslinda%2F&amp;title=Asl%C4%B1nda%26%238230%3B" id="wpa2a_6"><img src="http://www.nightologist.net/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nightologist.net/aslinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>-I-</title>
		<link>http://www.nightologist.net/i/</link>
		<comments>http://www.nightologist.net/i/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2008 00:35:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Nightologist</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aşka Dair]]></category>
		<category><![CDATA[Karalamalar]]></category>
		<category><![CDATA[Aşk]]></category>
		<category><![CDATA[Daktilo]]></category>
		<category><![CDATA[Gece]]></category>
		<category><![CDATA[Hüzün]]></category>
		<category><![CDATA[İmkansız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nightologist.net/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[Hüzün katkılı satırlardı yazarın yazdığı. Birkaç saçma kelimeden oluşuyordu paragrafları. Ustaları hep bırak okuyucun anlasın demişti. Bu yüzden hep satır aralarına gizliyordu yazacaklarını. Aslında paragrafları hep anlatacaklarını gizliyordu. Aslında kendini gizliyordu sayfalara. Bir bakıyordunuz bir sevda türküsü gizliydi satır aralarında, bir bakıyordunuz hüzün bahçesiydi gizlenen satırlara. Aslında hep aynı şeyleri yazıyordu. Çok farklı şeyler değildi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hüzün katkılı satırlardı yazarın yazdığı. Birkaç saçma kelimeden oluşuyordu paragrafları. Ustaları hep bırak okuyucun anlasın demişti. Bu yüzden hep satır aralarına gizliyordu yazacaklarını. Aslında paragrafları hep anlatacaklarını gizliyordu. Aslında kendini gizliyordu sayfalara. Bir bakıyordunuz bir sevda türküsü gizliydi satır aralarında, bir bakıyordunuz hüzün bahçesiydi gizlenen satırlara. Aslında hep aynı şeyleri yazıyordu. Çok farklı şeyler değildi yazdıkları. Hep kendini anlatıyordu. Kendi içinde büyüttüğü, kimsenin ismini bilmediği bir sevdayı yaşatıyordu gizliden. İçten içe. Bir tek satırları onun sırdaşı oluyordu. Birde eğer anlarlarsa okuyucuları anlıyordu.  Ama o hep O’nun anlamasını istemişti. Bir kez olsun yazdıklarını anlamasını dilemişti. Son kez daktilonun başına oturduğunda… Bu son hikâyesi olacaktı. Yazmayacaktı bir daha. Zira anlamıyordu. Okuyucuları anlasa da O anlamıyordu. Çünkü bu hikâyelerin bir yazarı bir de sahibi vardı. Yazar yazıyordu ama sahibi anlamıyordu, O’na yazıldığını. O anlamadıkça yazıyordu. Daha açık olmaya çalışıyordu. O yazdıkça içinden bin parça kopuyordu. Yazmasa zaten taşıyamıyordu bu yükü. Altında eziliyordu…</p>
<p>Daktilosunun başına geçtiğinde sabaha karşı olmuştu. Kan çanağı gözleriyle baktı beyaz, bomboş kâğıda. Arkasındaki teypte çok eski bir şarkı çalıyordu. Zaten pek yeni şarkılarda bezi yoktu. Sıcak çayın dumanı yükseliyordu bardağından. Bir de sigara tellendirmişti yanına. Camdan dışarı baktı. Karşıdaki binada tek bir ışık yanıyordu. Üşüyerekten. Kendi odasındaki ışıkta oldukça solgundu. Ölü gibiydi adeta. Sigarasından bir nefes çekip, çayından bir yudum aldıktan sonra hafifçe okşadı parmakları daktilosunu. Gecede çığlık attı bir anda daktilo. Parmakları yıllardır alışmıştı klavyeye. Sanki iki sevgili gibiydi parmakları ve klavyenin tuşları. Her yazı yazmak için oturduğunda sanki parmakları biliyorlardı nereye gideceklerini. Ne yazacaklarını biliyorlardı. Zaten hiçbir zaman şunu yazayım bundan sonra dememişti. Hep aklına gelenle daktilonun başına oturmuştu. Parmakları klavyenin tuşlarıyla dans ederken bir şeyler çıkmıştı ortaya. O hep yazarken düşlere dalardı, parmakları ise yazardı&#8230;</p>
<p>Kendine geldiğinde ise saat 4’ü bulmuştu. Sayfayı yarılamıştı. Pek sevmezdi çayı soğumadan yazdığı yazıları. Belki binlerce yazı yazmıştı ama kayda değer bulmadığı çok fazla yazısı vardı. Onun için çayı soğumadan yazdığı yazı beş para etmezdi… Ansızın tüm bu düşüncelerin arasından O’nun gülümsemesi düştü aklına. Ne de güzel gülerdi dedi kendi kendine. İnsanın içi açılırdı dedi. Sanki o gülünce tüm dertleri bitiyor gibi hissederdi dedi kendi kendine. Gerçektende öyleydi. O gülerken, gözleri gülerdi, içi gülerdi. O kadar güzel gülerdi. Sonra tüm bunları yaşatan geldi aklına. Kader dedi. Hep kadere boyun eğdik dedi. Hayatı boyunca gerçekten de her şeyi başarabilmesine rağmen bir türlü kaderi yenmeyi başaramamıştı. Kader onu ayrı koymuştu. Kader olmasaydı belki her şey farklı olurdu dedi. Belki ben bir yazar olmazdım ama ona şiirler yine de yazardım dedi. İnsan o gözlere bakıpta bir şeyler yazmaması imkânsız zaten dedi içinde… Çayı da bitmişti. Kül tablasını da çay bardağına eşlik etmesi için beraberinde alarak mutfağa gitti. Biraz daha demli bir çay koydu. İki tane de tatlandırıcı attı çayına. Hayatım yalan dedi. Çayımda ki şeker bile gerçek şeker değil dedi. Kül tablasını da çöpe boşaltıp tekrar odasına, daktilonun başına geri döndü. Tam daktilonun başına oturacakken vazgeçti. Sandalyesini camın önüne çekti. Hava sıcaktı, pencere ise zaten açıktı. Hafif bir meltem esiyordu denizden. Denizin kokusunu getiriyordu odasına. Derin bir nefes çekti. Yarın ilk iş deniz kenarına gitmek olsun dedi. Yapmayı en çok sevdiği şeylerden birisiydi bu. Denizin kenarına da inmezdi. Falezlerin oradan bir sigara yakardı gün batımına. Bir sigara içer, kalkar geri dönerdi. Çayından bir yudum aldı. Eli paketine uzandı. Paketteki son sigarasını yaktı. Dumanını yele üfledi. Yel aldı götürdü dağların ardına dumanı. Ahh dedi, keşke şu içimdekini de alıp götürse bu yel dumanı alıp götürdüğü gibi. Ama alamadı yel, ağır geldi yele bu yük. Ama yine de mutluydu. Tüm bunlara rağmen mutluydu. Çünkü O olmasa tüm bunları asla yazamazdı. Ama dedi, keşke o olaydı da ben bunları yazmayaydım.</p>
<p>Daktilo çığlık çığlığa yırttı gecenin sessizliğini tekrardan. Sanki bu sefer daha isyankârdı kelimeleri. Daktilo bir fazla ağlamaya başladı. Sanki yalvarıyordu artık bırak dercesine. Ama o bu gece yazacaktı her şeyi. Her şeyi anlatacaktı. Ayrılık zor işti, hele de kavuşamadan ayrılık yaşamak daha zordu. Ama elinden bir şey gelmezdi. Kimsenin bir faydası da olmazdı. Kendisi de bir şey yapamazdı. Çünkü bu sefer oyunu oynayan kaderdi. O oyunu bozmak hangi ölümlünün haddineydi. Ondandır bozamadı oyunu. Ama uğraştı. Didindi. Ancak bozamadı oyunu. Oyunun kuralları çünkü baştan yazılmıştı. Çayında ki tatlandırıcı gibi yalan bir tattı hayat onun için.</p>
<p>Daktilosundaki kâğıdın sonuna geldi. Çekip çıkardı kâğıdı. Sol yanına koydu. Yeni kâğıdı usulca, dikkatlice yerine sürdü. Devam etti yazmaya. Gecenin sessizliğini yırtmaya devam etti daktilosunun sesi… Ve sabaha kadar durmadı bu çığlıklar…</p>
<p><a class="a2a_dd a2a_target addtoany_share_save" href="http://www.addtoany.com/share_save#url=http%3A%2F%2Fwww.nightologist.net%2Fi%2F&amp;title=-I-" id="wpa2a_8"><img src="http://www.nightologist.net/wp-content/plugins/add-to-any/share_save_120_16.png" width="120" height="16" alt="Share"/></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nightologist.net/i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

